
Genel Bilgiler
Atrón – Atrónoloji :
Atronda ve atronun yan teknolojilerinde ne durumdalar?
Pyrokalar denildiği zaman akla iki şey gelir; birincisi atrón, ikincisi Zsech-Liron.
Sadece Sorién kıtasının değil, tüm Céiron gezegeninin atrón ilmi konusunda en ileri medeniyeti olan Pyrokalar, aynı zamanda atrón enerjisini insanlığa yeniden kazandıran halk olarak da bilinir. Aslında antik Novasna halkının bir kolu olan Pyroñom’un kurucusu; Şaren Misésre Pairo, atrón enerjisini yeniden keşfetmiş ve bu gücü unutmuş olan insanlığa söz konusu enerjiyi kullanmayı yeniden öğretmiştir. Sorién’de kurucusu kadın olan tek millet olarak Pyrokalar, kuruluşlarında ve bağımsızlıklarında çok önemli roller oynamış olan atrónu ulusal bir gurur kaynağı olarak görmektedirler.
Atrónda bu kadar ileri olan bir medeniyetin atrónolojide de kıtanın bir numarası olması doğaldır. Atrónoloji ilminin kurucusu olan Pyrokalar, gelmiş geçmiş en büyük atrónologları yetiştirmişler ve kıtanın en görkemli atrón okullarını açmışlardır. Üstelik Pyrokalar kıtanın en büyük ankhenon rezervine de sahip bulunduklarından, sadece atrónolojide değil aynı zamanda atró-ankhenon teknolojilerinde de çok hızlı gelişmişlerdir.
Pyroñom ile birlikte tüm Céiron’un atrón ve atrónoloji merkezi, başkent Pyrok şehridir. Aynı zamanda mimari şaheserler olan Shandiar Akademileri kompleksi, Céiron’un en büyük ve olağanüstü eğitim merkezidir. Kıtanın en iyi atrónistleri bu akademilerde yetişir; ancak Pyroñom’da daha onlarca itibarlı akademi ve yüzlerce ufak atrón okulu bulunur.
Pyrokaların en iddialı oldukları atrón dalı, gerçi iddialı olmadıkları bir dal yoktur, şüphesiz saf atrónistliktir. Atrón enerjisini tek başına ve saf olarak kullanarak yıkım ve manipülasyon yapılması olarak tarif edilebilecek bu dal, Pyroka mor akreplerinin (atrónistler taburu) savaşlardaki olağanüstü etkinliğinin de kaynağıdır.
Atrón ve atróna bağlı tüm terimler, Pyroñom Şarlığı için ciddi bir devlet meselesidir. Bu konuda örneğin Asnailer gibi vurdumduymaz, ya da Galonlar gibi rahat değillerdir. “Disiplin”, “düzen” ve “sistem” kelimeleri, Pyrokaların bu konudaki devlet politikasını mükemmel bir şekilde özetleyen üç sihirli sözcüktür. Evet, Pyrokalar atrónun gelişigüzel şekilde öğretilmesini çok katı bir şekilde yasaklarlar, ancak devlet tarafından kontrol ve organize edilen akademilerden de mükemmel bir atrón eğitimi verirler. Atrónun eğitiminin yanında, pratik ve askeri alanlardaki kullanımından, sınai ve teknolojik alanlardaki etkinliğine kadar her şey sert ama verimli bir düzen ile yürütülür ve denetlenir. Böylece atrónun zararlı ve çıkarcı kullanımının önüne geçilmeye çalışır. Ne var ki Sorién kıtasının en korkunç ve zengin atró-mafyaları, yani genellikle üstün yetenekli atrónistler tarafından örgütlenen suç örgütleri, yine Pyroñom topraklarında bulunur. Bu örgütler o kadar etkilidirler ki, kimi zaman valileri ve senatoları bile toptan değiştirebilme gücüne sahip olurlar.
Ankatrónoloji ve Teknoloji:
Karşımızda, kıtanın bir numaralı ankatrónolojisine sahip medeniyet bulunmaktadır. Atrónun bu kadar ileri olduğu bir ulusta, özellikle Kandova-Jurom gibi tüm kıtanın en zengin ve nitelikli ankhenon madenlerinin bulunduğu bir coğrafya da varsa, ankatrónolojinin (AA Teknolojisi de denir) bu kadar ileri olması doğaldır.
Teknoloji ise Pyrokaların daha çok askeri alanlarda ve AA teknolojisinin bir bileşeni olarak kullandıkları bir kavramdır. Jasiler gibi (Javie-Siónis) tarımsal ve mimari alanlardaki teknoloji dallarında, ya da Jihónsailer gibi mekanik ve kök bitkileri üzerine uzmanlaşmış teknolojiler anlamında Pyrokaların bu uluslarla yarışabilecek kadar ileri olmadığı aşikardır. Ne var ki onlar gündelik hayatı kolaylaştıracak, askeri alanda onlara üstünlük kazandıracak ve atrón bilimine yardımcı olan tüm teknoloji dallarında göz alıcı bir bilgi birikimine sahiptirler.
Pyrokaların en ünlü teknik buluşları arasında mesafe tanımayan, çok hızlı bir mesajlaşma aracı olarak bilinen ve mental posta da denilen atrólina ve ticaret hayatında nakit taşıma sıkıntısını ortadan kaldıran kredi kartları sayılabilir. Askeri alanlardaki buluşları ise çok daha ünlüdür. Lironja zeplinleri, uzun menzilli avcı arbaletleri olan Kalisronlar, tarama özelliğine sahip muhteşem balista “zehir böceği” ve bugüne kadarki en efsanevi askeri araç olarak tanımlanan Lironja-II denizaltısı, Pyrokaların muhteşem ankatrónolojilerinin ve teknolojilerinin sonuçlarıdır.
Daha önce söylediğimiz gibi, kıtanın en zengin ve nitelikli ankhenon madenleri Pyroñom Şarlığı topraklarında yer alır. Kandova-Jurom burnu, Parıldayan Sular bölgesindeki adalar ve Saigod Ada Takımı, başlıca ankhenon madenciliğinin yapıldığı bölgelerdir. Ayrıca Cinéstron, Sandillion, Kandova ve Lymbeva şehirlerinde donanımlı ve son derece iyi eğitilmiş atrónologların bulunduğu laboratuarlarda, çıkartılan ankhenon taşlarının nitelikleri arttırılır ve değerleri yükseltilir. Pyroñom ekonomisinin en ciddi kalemlerinden biri olan ankhenon ihracatı işte tanımlanan bölgelerden çıkartılıp, sayılan şehirlerde zenginleştirilen kıymetli ankhenon taşlarıyla yapılır.
Pyrokalar, hem ekonomilerinde hem de askeri alandaki üstünlüklerinde ankatrónolojiye ve askeri teknolojilerine çok şey borçludurlar. Bu nedenledir ki kıtanın en büyük akademileri, üniversiteleri ve devlet denetimindeki özel eğitim merkezleri ile bu alanlarda çok ciddi bir nitelikli çalışan ve araştırmacı eğitimi ile bitmek bilmeyen bir ar-ge seferberliği söz konusudur.
Tarım ve Sanayi:
Pyrokalar tarım ve hayvancılıkla direkt olarak uğraşmazlar. Daha çok ağırlıklı olarak onların topraklarında yaşayan Fyrokalar ve kendi isimleriyle anılan büyük Esber Gölü’nün batısında, Pyroka topraklarında yaşayan Esberler bu ülkenin tarım işleriyle ilgilenirler. Sandilliler, diğer önemli bir azınlık grubu mensupları, Pyroñom’un hayvancılık konusundaki ana çıktısını yaratan halktır. Genel olarak Pyrokaların kendilerine yeten bir tarım üretimi olduğunu, ancak tarımsal ve hayvansal ürünlerde özellikle ihracat yapacak kadar ürün fazlasına sahip olmaları durumunun nadiren görüldüğünü söyleyebiliriz.
Balıkçılıkta ise daha iddialı oldukları bir gerçektir. Ne de olsa bu alanda kıtanın en iddialı medeniyetlerinden biri, Fyrokalar, onların sadık bir tebaası olarak yaşamaktadır. Fyrokaların yanında kıyı şehirlerinde yaşayan Pyrokalar da balıkçılık ile uğraşırlar. Pyrokalar, sadece Shandiar Ada Takımı’nın güneyinde ve batısında bulunan özel bir balina türünün mamullerinden ve kıtalararası ticarette, egzotik uzak kıta balıkçılık ürünlerini Sorién kıtasına dağıtan bir ticaret ağının merkezinde olduklarından ötürü balıkçılıktan ciddi anlamda gelir elde etmektedirler.
Pyrokalar kerestecilikte kıtanın en ilginç politikalarını uygulayan devlet olarak bilinir. Ağaç ve çevre bilinci, Pyroka kültüründe kadın öğesi kadar kutsaldır. Dolayısıyla kerestecilik aslında hassas bir noktaya temas eder. Pyrokalar ağaçtan üretilmiş yapı malzemelerini çok özel durumlarda kullanırlar, genellikle yapıları taş, mermer, vb... dayanıklı inşaat malzemelerinden oluşur. Kerestecilikten elde edilen ürünler daha çok donanmalarda, bazı ev aletlerinde, kap kacak ya da teknik aletlerde ve çok özel durumlar için mimari işlerde kullanılır. Pyrokalar için bir ağacı kesmek ciddi bir iştir ve gerçekten gerekmesi gereklidir.
Demircilik gibi madencilik alanlarında ise tarihi bir geleneğin devamı olarak sanayileri ve teknikleri çok ileri bir haldedir. Antik Novasnaların torunları olan Pyrokalar için madencilik, kıtadaki tüm güçlü askeri geleneğe sahip devletler gibi çok köklü bir geleneğin devamıdır ve önemlidir. Az önce bahsettiğimiz gibi, Pyrokalar ağaç ürünlerini inşaat işlerinde kullanmadıklarından kaliteli taş ve mermer çıkarımı ve işlemesi gibi konulara da mecburen daha fazla yatırım yapmak zorunda kalmışlardır. Askeri teknolojilerin ve teçhizatların ayrılmaz bir parçası olan demir-çelik işleri ve bu sanayinin peşinden sürüklediği demir madenciliğinin hemen ardından mermer, granit, taş blok, ankhenon ve benzeri madencilik işleri Pyroka ekonomisinin önemli ayaklarını oluşturur.
Sorién’in en büyük sanayisine sahip Pyroñom sanayisinden de bahsetmek gerekirse, kıtanın halihazırdaki en büyük sanayi hacminin yanısıra, en hızlı büyüyen sanayisine de yine Pyrokalar sahiptir. Pyrokaların atró-ankhenon teknolojisi ve sanayisi onların başlıca gurur kaynağıdır. Kıtalararası ticaretin getirdiği büyük zenginlik ve atrónoloji ürünleri ile bilgi ihracatı Pyrokaların ticarette de lider konuma yükselmesini sağlamıştır. Burada, Pyrokaların göz bebeği olan büyük su kanallarından da bahsetmek gerekir, çünkü eyaletlerin başkentlerini birbirine bağlayan bu devasa su yolları projesi ile Pyrokalar iç ticarette taşımacılık ile ilgili mucizevi bir devrim gerçekleştirmiş, su kanallarından geçen ticari filolar ile çok görkemli bir mal dolaşımını mümkün kılarken, bu dolaşımı inanılmaz bir hız ile ve çok ucuz maliyetlerle yapmayı başarmışlardır. Zaten su kanallarının varlığı nedeniyle kıtalararası ticarette en çok Pyroka limanları tercih edilir, en hızlı ve güvenli dağıtım kanalları Pyroka topraklarından geçer.
GSF’den sonra kıtanın en büyük donanmasına ve gemi inşaat sanayisine de yine Pyrokalar sahiptir. Bu sektördeki güçleri Fyrokaların çok kıymetli ittifakından ileri gelmektedir.
Pyroñom Şarlığı’nda Atrónun Kısa Tarihi:
Pyrokalarda atrón tarihini anlatmak, neredeyse insanlığın atrón tarihi anlatmakla eş değerdir. Pyroka resmi atrón tarihine göre, atrón enerjisi aslında Pyrokalar onu kullanmaya başlamadan önce de vardı ve antik tarihte ismi “Synés” olarak anılıyordu. Pyroñom’un da kurucusu olan Şaren Misésre Pairo’nun yaptığı şey, insanlık tarafından unutulmuş olan atrónu (ya da diğer adıyla synési) yeniden keşfetmekti. Bu bağlamda Pyrokalar kurucularına bu tanrısal enerjiyi insanlığa yeniden kazandıran elçi gözüyle bakarlar.
Kızıl Pairo, yani Şaren Misésre Pairo, MTÖ 65-35 yılları arasına damgasını vurmuş bir Novasnadır. Novasnalar, büyük bir ırk grubu olan Asna; ya da Senjasna ırkının Nov kolundan gelirler. Büyük Asna boyları temel olarak birbirleriyle siyasal sebepler yüzünden ayrılığa düşmüş, sonra bu ayrılıklar ideolojik ayrılıklara dönüşmüştür. Novasnalar, coğrafi konumları nedeniyle Yin halkıyla hep sıcak ilişkiler içinde bulunmuş ve sık sık Yinler ile Asnailerin savaşlarında Yinlerin yanında yer alarak, Asnailerin nefretini kazanmıştır. “Nov”, Senon dilinde (Novasnaların dilinde) “yeni” demektir, Asna dilinde ise “hain”. Herhalde aralarındaki görüş ayrılığını bundan daha iyi özetleyecek bir tablo yoktur.
Novasnalar ile Asnailer arasındaki bitmek bilmeyen çekişme ve nefret Şaren Misésre Pairo zamanında, Novasnaların Asnai hakimiyeti altında yaşadıkları bir dönemde, yeniden zirveye vurmuştu. İşte Pairo böyle bir ortamda büyümüştür. Milliyetçi ve ayrılıkçı Novasna örgütlerinden biriyle çok yakın ilişkiler içinde olan Pairo, aynı zamanda iyi bir Novasna miti okuyucusuydu ve enerji tanrısı Atróva en büyük kahramanıydı. Henüz genç kızlık döneminde keşfettiği atrón yeteneğine önce kendisi bile inanamadı, sürekli olarak tanrı Atróva ile ilgili kitaplar okuması nedeniyle ailesi tarafından bu mitlerin etkisi altında kalmakla suçlandı. Ne var ki atrón ile gerçekten bazı manipülasyonlar yapmaya başladığında yalan söylemediği ortaya çıkacaktı.
Pairo’nun atrón yeteneğinin ortaya çıkışı, hem Pyroñom ulusunun kuruluşu için, hem atrónun yeniden insanlığa kazandırılması için bir dönüm noktasıdır. Pairo, mensubu olduğu milliyetçi örgütün yürüttüğü ve Yinlerin ünlü savaşçı keşişleri Çatatailerin de desteklediği ünlü suikastlar zinciri ile kısa bir sürede zorba Bevellioçe hanedanını ortadan kaldırması ile Novasnaları özgürlüğüne kavuşturan hamlenin içinde yer aldı. Tabi ki Asnailer yönetici hanedanlarının suikastlar ile yok edilmesine karşı çok sert bir tepki vereceklerdi.
Bu tepkinin azaltılması için ülkede ele geçirilen Asnai askerleri öldürülmedi, ancak Pairo yeni gücünü bu askerlere göstererek onları korkutmayı, böylece Asnaigorn İmparatorluğu’nun büyük bir karşı saldırı başlatmasını engellemeyi düşündü. Aslında bu gösterileriyle kendi halkını da etkilemiş, hatta çoğu Yin ve Novasna tarafından yarı-tanrıça olarak görülmeye başlanmıştır. Yine de Asnailer sonunda saldırmış, fakat Khyra ormanlıklarında Yinnovasnai; yani birleşik Yin ve Novasna ordusunun etkili gerilla taktikleri sonucu yenilmişlerdir. Bu zaferin aslan payı, Pairo’nun atrónsal saldırıları ve bunun sonucunda Asnailerde oluşan panik havasındadır. Asnailer çok büyük bir güç olduklarından, bu yenilgiye rağmen hala Yinnovasnaileri dümdüz edecek kadar güçlü ordulara sahiplerdi ve bir kez daha saldırıya geçeceklerdi. Ne var ki tarihi bir şans eseri, Asnailerin savaşta olduğu bir diğer ulus, Daehronlar sahneye çıktı ve bu iç kargaşadan yararlanarak Asnailere saldırıp, onlara büyük bir hezimet yaşattı. Bu zafer, Novasnaların da bağımsızlıklarını ilan etmelerini mümkün kılacaktı.
Asnaigorn İmparatorluğu böylece yıkıldı. Yinler de bağımsızlıklarını ilan ettiler ve kendilerine yeni bir han seçtiler. Pyrokalar ise Khyra’ya, Asnailerin eski başkentine yerleştiler ve bu şehrin adını kurtarıcıları Pairo’nun şerefine Pyrok olarak değiştirdiler. Pyrok, “Pairo’ya ait” demektir. Kendilerine yeni bir bayrak oluşturdular. Bu dönemin onlar için en önemli gelişmesi, ulusal isimlerini yarı-tanrıça kabul ettikleri kurucularına ithafen “Pyroñom” olarak değiştirmeleridir. Bu isim, “Pairo’nun çocukları” anlamına gelir.
Pairo, Pyroñom’un kuruluşundan sonra siyasi ve askeri alanda pek çok icraat gerçekleştirmiş ve ulusunun bağımsızlığını koruyabilmek için pek çok savaşa girmiştir. Ancak biz onun dönemindeki atrón temelli icraatlarına geri dönersek, Pairo’nun bu gücü daimi kılmak ve ulusunun üstünlüğünün sürdürmesini sağlamak için çok önemli adımlar attığını belirtmemiz gerekir. Yaşlandığında, artık iktidarı bir başkasına vermesi gerektiğini düşünmüş ve tüm Novasnalar; yeni adlarıyla Pyrokalar arasında bir araştırma yaparak atrón konusunda en parlak belirtileri taşıyan, yaşı eğitim için en müsait olan ve zekası üstün olan bir genç bulmuştur. Bu gencin adı İmperiósissis’dir ki, bugün bile Pyrokalara hala İmperiósissis hanedanı hükmetmektedir.
Pairo bu genci yetiştirmiş ve onu geleceğin kralı yapmıştır. Kendi varisi ilan etmiş ve İmperiósis’nun harfiyen yerine getireceği bazı atrón politikaları belirlemiştir. İmperiósis iktidarı devraldığında, ilk olarak kral, han gibi unvanları “Şar” ile değiştirmiştir (bu unvan Pairo’nun ilk adı olan Şaren’den gelir). İkinci işi ise, Pairo’ya verdiği söz gereği büyük bir atrón eğitimhanesi açmak olmuştur. Bu eğitimhanenin adı “Trisao Akademisi”dir ve tarihin ilk sistematik atrón okuludur.
Pyrokalar başlangıçta atrónistleri bir din adamı edasıyla eğitmiş, çocuklukta ailelerinden kopartılan seçilmiş kişileri adeta bir keşiş gibi büyüterek onlardan birer süper-insan topluluğu kurmuşlardır. Böylece hem gücün denetimini daha rahat sağlamışlar, hem de barışçıl amaçlar için atrón kullanımı üzerine çok sayıda çalışmayı gönül rahatlığıyla yapmaya başlamışlardır.
İlerleyen yıllarda Pyrokaların atrón alanındaki ilerlemeleri özellikle Asnaileri korkutmuş ve geriye kalan tüm Asnai kabilelerini, Pyrokaların bu gücünün gölgesinde, tek bir bayrak altında toplamaya yetmiştir. Nefret ettikleri bu ulusun güçlenmesinden daha büyük hiç bir tehlike olamazdı ve Asnailer bunu engellemek için oluşturdukları devasa orduyla Pyrokaları dümdüz ederek başkent Pyrok’u ele geçirmeyi başardılar. Ne var ki Trisao Akademisi’ne girmeye korkuyorlardı. İçerde sıkıştırılmış Şar ve atrónistler ise, eğitimleri ve yeminleri gereği atrónu saldırgan amaçlar için kullanmadılar. Bu onların Asnailer tarafından kolayca idam edilmesiyle sonuçlansa da, pek çok atrónist bu kıyımdan kaçmayı başardı.
Bu olay, atrónun kontrolden çıkmasına ve farklı amaçlar için de kullanılmaya başlanmasına neden olacaktı. Pairo’nun hayalini kurduğu ve barışçıl amaçlar için kullanılacak olan atrón yerine, zamanla her türlü amaca hizmet eden ve tam bir güç simgesi haline dönüşen atrón gerçeği oluştu. Pyrokalar başkentlerini, intikam ateşiyle yanan atrónistlerle birlikte geri almayı başardılar; fakat bu müdahale atrónun yeniden yıkım için kullanılmaya başlanmasına neden olacak bir zinciri başlatacaktı. Hatta ilk halka çoktan oluşturulmuştu.
Zamanla savaşlar, iktidar hırsı, yaşanan tehlikeler dolayısıyla uygulanan acımasız yöntemler; ayrıca kişisel çıkarları için akademide öğrendikleri her şeye ihanet eden atrónistlerin ortaya çıkması ve bu kişilerin farklı ülkelere giderek, kendilerine alışık olmayan cahil halklar üzerinde tanrısal bir egemenlik kuracak kadar işi azıtmaları ile atrón iyice kontrolden çıktı. Pyrokalar atrónu yeniden keşfetmişlerdi, ancak bundan böyle tek sahibi onlar olmayacaktı.
Tüm bu yaşananlara rağmen Pyrokalar atrón konusunda her zaman kıtanın en ileri medeniyeti oldular. Daha çok akademi kurdular, bu alandaki yatırımlarını arttırdılar, atrónu, kontrol altında da olsa, halk tabanına daha çok yaydılar ve atrónist ordularını ve atrónolojilerini geliştirerek güçlerine güç kattılar. Diğer tüm medeniyetler onların tozunu yakalamaya çalışırken, onlar liderliklerini hiç kaybetmediler. İnanılmaz buluşlara imza attılar. Müthiş dehalar yetiştirdiler. Hatta yeni bir insan ırkını, “Esnaiorları” yarattılar. Asnaigorn İmparatorluğu’nun büyük saldırısı sonrasında yaşamak zorunda kaldıkları Büyük Göç döneminin ardından bile; yok olmanın eşiğine geldiklerinde, yerleşmek zorunda kaldıkları yeni topraklara, Doğu Sorién’deki Galljan İmparatorluğu’nun batı bölümüne atrón güçleri sayesinde hakim oldular. Zsech-Liron’u, tarihin gördüğü en büyük hayatta kalma ve yok etme savaşını onlar, yine atrón sayesinde, yarattılar.
Bugünkü modern Pyroñom’da kurdukları onlarca büyük, yüzlerce küçük atrón akademisi sayesinde, atrónun bilinen tüm dalları üzerinde insanlığın en ileri gelen atrónologlarını ve atrónistlerini yetiştirdiler. Atrón üzerindeki en etkin kontrol her şeye rağmen onlar sağladı, atrónu topraklarında esen bir zorbalık rüzgarı olarak değil, dehaların tüm Pyrokaların lehine çalışmasını sağlayan bir güç olarak ayakta tuttular. İnsan hayatının refahını yükselten ve teknolojiyi her alanda ileri iten ankatrónolojiyi geliştirdiler ve diğer uluslara öğrettiler. Yıkım araçları tasarlamak için kullandıkları kadar, yaratmak ve insanlığı ilerletmek için de atrónu kullanmayı başardılar. Onlar, atrónu insanlığa yeniden armağan eden kadının, Pairo’nun çocuklarıydı. Belki Pairo’nun tam olarak düşlediği gibi bir medeniyet kuramadılar, ancak onun mirasına sahip çıktılar ve atrón ile özdeşleşmiş bir halk olarak hep kıtanın önde gelen imparatorluklarından biri olmayı başardılar.
Siyasi ve Askeri Durum Odaklı Özet Tarih:
Pyrokaların kim olduklarını öğrenmek için atalarına, Novlara uzanmak gerekir.
Novların mitsel ve dinsel tarihi kökenleri MTÖ 1600’lere kadar dayanır. Yinlerden sonra en eski ırk olan Asna ırkının bir koludurlar. Ne var ki, çeşitli sebeplerle Asna boyları arasında gittikçe farklılaşmışlardır. Bu sebeplerin başında dinsel görüş ayrılıkları gelir. Novlar önceleri Céiron gezegeninin uydularından Aetia’ya tapınırken, diğer Asna boyları genellikle Unfarah isimli yıldıza tapmaktaydı. Daha sonra, Yinlerin etkisiyle kendi inanışları ile Yinlerin üstün ırklara tapınışlarını (Syner ırkına tapınış) harmanlayan Novlar ile, Unfarah inancı ile bir başka üstün ırk olan Frælislere tapınışı harmanlayan Asnalar yine dinsel açıdan görüş çatışmasına tutuştular.
Yinlerin bu dönemde büyük ve güçlü bir imparatorluk kurmuş olmaları ve Asna boylarıyla ciddi rekabet halinde olmaları, Novların ise Yin İmparatorluğu ile ittifak kurması ve Asna boylarının en büyüğü olan Senjasnalarla sürekli çıkar çatışması yaşaması, onları yavaş yavaş Asna ailesinden daha da kopartmış ve ayrıştırmış unsurlardır.
Pyrokaların ataları olan Novlar, Yinlerin tarihinde hep Novasnalar diye adlandırılmıştır. “Yeni Asnalar” anlamına gelen bu isim, Novların diğer Asna boylarından ne kadar uzaklaştığının açık kanıtıdır. Bu dinsel görüş ayrılıklarını özellikle Senjasnalar genellikle Novlara saldırmak için halkı ve orduyu dolduruşa getirmede kullanmış ve temelde dinsel olan görüş ayrılıklarını, yavaş yavaş ideolojik bir zemine de oturtarak daha da derinleştirmişlerdir. Novlarla Asnaların, özellikle de Senjasnaların bu dönemde onlarca savaşa tutuştuklarını ve bu savaşlarda Yinlerin genellikle Novlara yardımcı olduğunu görürüz. Aynı şekilde Yinler ile Asnaların savaşlarında da Novların kimi zaman paralı asker, kimi zaman müttefik bir devlet olarak Yin saflarında yer aldıkları görülür. Tüm bu olaylar, 1600-1300 yılları arasındaki üç asırlık uzun periyotta Novlarla Asnaların, gelecekte kıtanın en çok savaşacak olan iki ulusunun, birbirlerinden daha da nefret etmelerine neden olmuştur.
MTÖ 1300-1150 yılları arasında ise Novların Asnalara kısmen bir üstünlük kurdukları ve çeşitli kabileleri boyunduruk altına almayı başardıkları görülür. Ancak Novlardaki asıl gelişim, askeri alanda değil sosyo-kültürel alanda olmuştur. Yin kültürünün etkisi ve çeşitli reformist hareketler nedeniyle, tabi Asnalara karşı duyulan nefretin de etkisiyle, Novların dillerini değiştirdikleri bir dönem söz konusudur. Bugün “Senon” dil ailesi olarak adlandırılan ve modern Pyrokaların kullandığı dilin kökleri, bahsettiğimiz bu dönemde aranmalıdır. Tam olarak bilinmeyen unsur, Novların dillerini özellikle mi değiştirmeye başladıkları, yoksa bunun Yin İmparatorluğu’nun kültürel istilası ve Asnalardan kaçan çeşitli azınlık gruplarının sosyo-kültürel etkilerinden dolayı mı olduğudur...
Yine aynı dönemde, özellikle Senjasnaların Frælisler ile daha fazla yakınlaştıkları, en azından kendilerinin böyle iddia etmesi ve üstün ırklardan birinin tam desteğini aldığını iddia eden bu halkın daha da saldırgan hale gelmesi önemli bir ayrıntıdır. Senjasnaların bu inancı, ister gerçek olsun, ister propaganda, askeri alanda ciddi etkiler yaratmış ve zamanla tüm Asna boylarının tabiri caizse küstahlaşmasına neden olmuştur.
MTÖ 1150-1100 tarihleri Novasnalar için çok karanlık bir dönemi anlatır. Frælislerin güdümüyle hareket eden Asna kabileleri hiç bir uyarı olmaksızın Novasna şehirlerine saldırmış ve Novları ağır bir yenilgiye uğratmıştır. Ağır bir katliam ve soykırımdan kurtulan Novların, panik halinde Yin topraklarına kaçıştıklarını Yin tarihinden takip etmek mümkündür. Hem Yin, hem de Nov vakanüvisleri tarafından anlatılanlara göre, Asnailerin; yani birleşik Asna boylarının Novlardan sonra Yinleri de darmadağın etmesindeki temel etken, Asnailere Frælislerin yardım etmesidir. Doğa üstü güçleri olduğuna inanılan bu ırkın yaptıkları, belki biraz abartılı olarak, tarihçiler tarafından kaydedilmiş ve bu nedenle Asnailerin durdurulamadığı anlatılmıştır. Novlardan sonra Yinler de yok olmanın eşiğindeyken bir başka üstün ırk olan Synerlerin müdahaleleri sayesinde kurtulmuştur. Vakanüvisler, Frælislerin bir şekilde Asnailerin inancını bir çeşit güce çevirdiğini ve yenilmez bir ordu yarattıklarını, Synerlerin bile bu birleşik orduyu durduramadığını; ancak yine de hem Yinleri, hem Novları, hem de diğer pek çok milleti (Baromlar, Leikalar, Daehronlar, vb...) tamamen yok edilmekten kurtardıklarını anlatırlar. Ne yazık ki her millet bu kadar şanslı olmamış, bazıları tamamen yok edilmiştir. Nov tarihçilere göre iki, Yin tarihçilere göre 5 farklı etnik kökene ait ulus tamamen yok edilmiş, ya da bir şekilde Asnalaştırılmıştır.
Bu zor dönemde Novların ciddi bir değişim geçirmeleri doğal karşılanmalıdır. Dinsel bir fanatizm ve etnik bir milliyetçilik Novlarda hiç olmadığı kadar fazla görülmeye başlanmıştır. Hem Frælislere (pek çok halk tarafından “hortlak” olarak isimlendirilmişlerdir), hem de Asnalara duyulan ve bugün bile devam eden derin bir nefret rüzgarının çıkış noktası olarak bu dönemi görmek de yanlış olmaz.
MTÖ 1100-1000 yıllarında işlerin daha da kötüye gittiği görülür. Hemen hemen tüm halkların vakanüvislerinin ağız birliği etmişçesine pek çok olağanüstü şey anlattıkları bu yüzyıl, siyasi ve askeri açıdan değerlendirilemeyecek kadar az bilgiye sahip olduğumuz bir dönemdir. Dolayısı ile mecburen dinler tarihinden elde edilen verilerden yola çıkmak gerekir ki, eldeki pek çok arkeolojik bulgu bahsedilen hadiseleri desteklemektedir.
Dinler tarihinde bu dönem, tüm Sorién kıtasının insanları için yok olmanın eşiğine gelinmiş bir zaman dilimidir. Devlet vakanüvislerinin anlattıkları ise daha karamsardır. Asna-Frælis ittifakının durdurulamadığı ve tüm Batı Sorién devletlerinin yıkıldığı görülür. Bu sefer Synerler de istilacıları durduramamış, diğer pek çok halk gibi Novlar da bir kez daha ağır bir katliama maruz kalmıştır. Batı Sorién’de hiç özgür halk kalmamış, sadece Synerlerin evi olarak kabul edilen Es’Eni Vadisi bu yıkımdan kendini koruyabilmiştir.
MTÖ 1000-950 yılları, dinler tarihinin en can alıcı noktalarından biridir. Asna-Frælis ittifakı Synerlerin yaşam alanları olan Es’Eni’yi ele geçirmiş ve yüz binlerce yıllık geçmişi olan, yeryüzünün cenneti Es’Eni Vadisi “hortlakların” eline geçmiştir. Dinler tarihinde bu olay, tüm yaşam tarihinin en talihsiz olayı olarak anlatılır.
Es’Eni’nin düşüşünden sonra Batı Sorién’in tüm halkları (Novlar dahil) hortlakların himayesine girmiş ve Asnalar gibi ittifaka katılmak zorunda kalmıştır. Aslında Doğu Sorién’deki vakanüvislerin (ki bu halkların önemli bir bölümü, Frælislerin etkisinden uzak kalabilmiştir ve devletler ayakta kaldığından, siyasi tarihten de bu olayların takip edilmesi mümkün olmuştur) dediklerine bakılacak olursa, Frælislerin bir şekilde bu halkları ipnotize ettiği, yani bu halkların bilinçlerinin tamamen kaybolduğu görülür. Öyle ki, doğulular Frælislerin komutasındaki insan ordularına “yarı-ölüler” demişlerdir.
MTÖ 950-930 yıllarında ise Cinés-Reaların, yani Doğu Sorién’in çobanlarının (ki bir başka üstün ırktır) Synerlerin yardımına koştuğu ve Frælislerin kontrolündeki ordunun Doğu Sorién’i istilasına karşı savaştığı anlatılır. Önceleri işlerin iyi gitmediği, Doğu Sorién’in yavaş yavaş yıkıma maruz kaldığı, fakat Nésler (Cinés-Realar) ve Synerler tarafından savaşa hazırlanan insan ordularının bu istilayı durdurmayı başardıkları, üstün ırkların en sonunda Frælisleri yenmeyi başardıkları ve nihayetinde de istilacıların Doğu Sorién’den kovulduğu görülür.
MTÖ 930-910 tarihi ise dinler tarihi kadar atrón tarihi açısından da önemlidir. Synerler ile Nésler tarafından insanlara atrón (o dönemki adıyla üstün bir enerji olarak tanımlanan Synés) öğretildi ve Frælislere karşı yapılacak saldırı harekatı için büyük bir ordu oluşturuldu. Nésler tarafından seçilmiş bir grup insandan yeni bir ırk yaratıldığı dahi anlatılır ki, bahsedilen bu ırk tjonlardır ve bugün Galljan İmparatorluğu’nda yaşayan tjonlar bu bilgiler doğrulamaktadır. Synerlerin de yine bu dönemde sai-jevaları, özellikle Frælislerin kontrolündeki “yarı ölü” insan ordularını yok etmek için yarattıkları bilinir (Yine bu bilgi tjonların hazırlamış olduğu “Doğu Tarihi” isimli eserde teyit edilmektedir).
MTÖ 910-905 yıllarında tüm Céiron tarihinin en görkemli savaşlarının yapıldığına dair pek çok tarihçi ve dinlerin tamamı hemfikirdir. Tjonlar gibi bugün insanların iletişim kurabildiği antik ırklar tarafından anlatılanlara göre (dinler tarihinde üç aşağı beş yukarı aynı bilgileri bulabiliyoruz) “7 Fırtına Savaşı” adı verilen ve pek çok doğa üstü olayın yaşandığı bir dizi çarpışmadan sonra Frælisler nihayet yenilmişlerdir. Her bir çarpışmada üstün ırklar tarafından farklı bir fırtına (ki bunlar bildiğimiz çeşitte fırtınalar değil, üstün enerji ile (atrón ile) yaratılmış özel fırtınalardır) yaratılmış ve Frælisler böyle yenilgiye uğratılmıştır. Yarı-ölü insan orduları ise sai-jevalar, tjonlar ve müttefik orduların insanları tarafından etkisiz hale getirilmiştir. Geriye kalan son Frælislerin Es’Eni Vadisi’ne kaçarak kendilerini gizlemeye çalıştıkları, ancak üstün ırkların anti-atrón fırtınası yaratarak geriye kalanları bu şekilde yok ettikleri anlatılır (yedinci fırtına budur).
900-500 yeni tarih olarka adlandırılır ve üstün ırkların savaşlarından sonra, çok ağır kayıplara uğrayan insanlığın adeta yeniden medeniyetlerini kurmaya başladıkları dönemdir. Üstün ırkların, kalan insanları eski yerlerine geri yerleştirdikleri ve hiç bir şeyi hatırlamamaları için özellikle çalıştıklarına dair kanıtlar vardır. Ne var ki savaşlar o kadar büyüktür ki, izlerinin silinmesi olanaksızdır. Bu savaşlarda kıtanın pek çok yerindeki coğrafi koşullar bile değişmiştir. Sai-jevalar ile tjonlar ise belli bölgelere yerleştirilmişlerdir. Batıdaki yurtlarını kaybeden Synerlerin bu tarihte Es’Ai vadisini yarattıklarına dair kanıtlar vardır, çünkü daha önce o bölgede iğne yapraklı ormanlık bir arazi varken, sonra bir anda orada bir vadi oluşmuştur.
Tüm bu keşmekeş içinde Novların tarihini takip etmek zordur. Bildiklerimiz, MTÖ 1000-950 yılları arasında tamamen Frælislerin hakimiyetine giren Novların, MTÖ 910-905 yıllarındaki 7 Fırtına Savaşından sonra özgürlüklerini kazanana kadar tarih sahnesinden silindikleridir. Hatta, özgürlüklerine kavuştuktan sonra dahi uğradıkları devasa yıkım, sayılarının son derece azalmış olması ve hatta benliklerinin, kültürlerinin yok olmanın eşiğinde olmasından ötürü, takip eden yüzyıllar boyunca doğru düzgün bir yapılanmaya bile gidemedikleri açık bir şekilde görülür (Bu durum tüm Batı Sorién halkları için geçerlidir). Novların MTÖ 900-500 dönemindeki dört asır boyunca kendilerine yeni şehirler kurmaya çalıştıkları, medeniyetlerini yeniden ayağa kaldırmaya çabaladıkları ve sayıca artmak için özel politikalar izledikleri bilinir. İlk yüzyılda halkın zihninden bu korkunç yıkım silinememiş, fakat sonraki nesiller için bu olaylar gittikçe masallaşmış (etkisini yitirmiş) ve hatta MTÖ 700’lerden sonra Novlar nadiren kendi aralarında, kimi zaman komşularıyla çeşitli savaşlara bile tutuştukları olmuştur. Synerlere tapınış eski gücünü yitirmiş, Novlar eski dinleri olan Aetia’ya inanışa daha çok iltifat etmeye başlamışlardır. MTÖ 577 yılında Bairónillion Novlarının (Kuzey Novları) diğer tüm Novları birleştirmeyi başarmaları (savaşla değil, politik yöntemlerle), bu dönemin siyasi tarih açısından en kayda değer olayıdır.
500-450 yılları arasında yeni bir felaket patladı. Eski Es’Eni Vadisi, büyük savaştan sonra ilginç bir değişim geçirmeye başlamış ve hızla çölleşmiştir. Üstelik oluşmaya başlayan çöl de kırmızı kumlarıyla ve garip bir iklimiyle son derece yaşanılmaz bir haldedir. Bu bölgeye yerleşmiş olan sai-jevalar için bu durum kötü olmuştur çünkü avları olan hayvanlar gittikçe yok olmaya başlamıştır. Bu gelişme üzerine gittikçe insanlara saldırmaya başlayan sai-jevalar, büyük bir dalgalanma yarattılar. Özellikle Asnai kabileleri bu saldırılara dayanamıyordu, çünkü sayıları çok azalmıştı. Asnailerden başka Daehronlara, Mihranilere, Leikalara bazen Baromlara da saldırıyorlar, ancak daha kuzeyde kalan Novlara ve Yinlere pek dokunmuyorlardı. Sai-jevalara karşı en iyi direnişi atrónistler yapıyordu, fakat bu durum onların gittikçe daha küstahlaşmasına ve hükümdarları bile rahatsız etmelerine neden olduğundan, bir süre sonra halkın, din adamlarının ve hükümdarların öfkelerini çektiler ve ülkelerinden sürülmeye başladılar. Pek çok katledildi. En ağır tepki Daehronlardan gelmişti onlara. Sürülen ve kaçan atronistlerin çoğu Novlara sığındı. Fakat Nov hanı atrónistlerin tanrılar tarafından görevlendirildiğine dair din adamlarının sözlerine kulak verince, hepsinin sai-jevalara karşı savaşması gerektiğine hüküm verdi. Atrónistler zorla sai-jevalarla savaşa gönderildi. Pek çoğu kaçtı, akıbetleri bilinmiyor. Sai-jevalarla savaşa gidenler artık hayalet şehre dönmüş Senjasna başkenti Kjas’ta sai-jevalara yem oldular. Bazıları Leikaların direnişine katıldı ve yok edildi. Daehron topraklarına gidecek kadar aptal olanlar halk tarafından avlandı.
Bu dönemde Nov politikalarının son derece acımasızlaştığını, ayrıca kendilerinden sai-jevalara karşı defalarca yardım isteyen Asnalara yardım etmediklerini, büyük savaşlardan sonra Novların hayatta kalmak için çok değiştiğini ve bazı erdemlerini yitirdiklerini görüyoruz. Atrónistlere karşı da tüm hükümdarlar gibi Nov krallarının da bir antipatisi vardı, yine de göçleri kabul eden tek devlet olduklarından topraklarında en çok atrónist yaşamış ülke oldular. Ancak din adamlarının bu kişileri kendilerine rakip olarak görmesinden ötürü her yerde olduğu gibi Novasna topraklarında da atrónistler zamanla istenmeyen adam oldular. Üstün ırklar tarafından bu öğreti kendi atalarına, onlardan da sıkı bir eğitim ile kendilerine gelmişti. Onların ataları insanlığın kurtuluşu için çok emek vermişti. Şimdi ise kurtardıkları insanlar tarafından yok ediliyorlardı. Son noktayı sai-jevalar koydu ve atrónistlerin tabiri caizse kökü kurutuldu.
Yine bu dönemde Novların askeri geleneklerinin daha sıkılaştığını, daha saldırganlaştıklarını, eski ittifaklarına bile daha az saygı duymaya başladıklarını, Yinlerle aralarındaki kültürel, dilsel ve dinsel mesafelerin açılmaya başladığını, son olarak daha savaşçı bir kimlik kazanmaya başladıklarını görüyoruz. Büyük savaşların insanların zihnindeki yaraları kolay kolay sarılmayacak gibi görülüyordu. Tüm uluslar birbirine güvenmiyor, hepsi kendi kendine yetebilmenin derdine düşüyor, hepsi atrondan için için nefret ediyordu. Bu dönemde ayrıca dinler arasında ve din adamları arasında bir soğuk savaşın yaşandığını ve bu savaşın Nov topraklarında da ciddi olarka hissedildiğini, üstün ırklara tapınış dinlerinin pek çok versiyonu ve mezhebi oluştuğunu söyleyebiliriz. Novların bu süreçte yaptıkları en iyi şey, milliyetçiliklerinin de kabarması sayesinde, birlik içinde kalmalarıydı. Evet bazı erdemlerini yitirmiş olabilirler, ancak asla iç çatışmaya düşmeyerek çoğu ulusun yaşadığı sorunları yaşamadılar.
Sisli tarih olarak bilinen 455-255 yılları arasındaki uzun dönem, Batı Sorién’deki pek çok uygarlık gibi Novlar içinde soru işaretleriyle doludur. Bu bölümle ilgili, özellikle dinler tarihinde, masallarda, mitlerde ve bazı kral yıllıklarıyla vakayinamelerde kopuk kopuk bilgiler bulunur. Özellikle Daehron vakayinameleri bize sadece Daehronlarla ilgili değil, tüm Batı Sorién’le ilgili bilgiler taşıyan en değerli kaynaklar olduğundan, tarihin bu bölümü için Nov tarihini de Daehron vakanüvislerinden öğrendiklerimizle inceleyeceğiz.
Bu dönemin Daehronlara göre en önemli iki olayı, Kızıl Çöl’ün ortaya çıkışı ve Es’Eni Vadisi’nin yok oluşu ile sai-jevaların göçüdür. Daehronlar, tanrıların öfkesini üzerlerine çeken sai-jevaların cezalandırıldığını ve eskiden tanrıların mekanı olan Es’Eni Vadisi’ne saygısızlık ettikleri için, göç etmek zorunda bırakıldıklarını anlatırlar. Es’Eni Vadisi tanrılar tarafından çölleştirilmiş ve yaşanmaz hale getirilmiş, böylece sai-jevalar göçmek zorunda kalmıştır. Senjasnalara göre Kızıl Çöl’ün ortaya çıkışı, kendi tanrıları olan frælislerin eseridir. Novların üstün ırk dinine göre ise Kızıl Çöl “karanlık ırk” tarafından oluşturulmuş, uğursuz bir kumuldur ve insanlara yasaklanmıştır. Ayrıca Novlar, sai-jevaların üstün ırklar tarafından, insanların yaşam alanlarına sürekli tecavüzde bulunduklarından dolayı cezalandırılmak için sürüldüklerini iddia ederler. Bu konularla ilgili en ilginç bilgilerden biri, Sakkara’da yaşayan Leikaların ait fresklerde bulunur. Leikalar, “Gölgelerin Hükümdarı” ismini verdikleri (yerel dilde Marajuaronesis) ve sai-jevaların bile korktuğunu iddia ettikleri dev bir yaratığın Kızıl Çöl’ün oluşmasından sonra kendi köylerine saldırdıklarını resmetmişlerdir. Ne var ki bu freskleri, ya da bahsedilen yaratığı doğrulayan başka hiç bir kayıt yoktur.
Gerçekler ne olursa olsun, bu dönemde ön plana çıkan üç unsur vardır. Birincisi, gerçekten Kızıl Çöl olağan dışı bir şekilde oluşmuş ve bir zamanların doğa harikası olan Es’Eni Vadisi’ni yutmuştur. İkincisi sai-jevalar bilinmeyen bir sebeple doğuya, bugünkü yaşam alanları olan Hrossac Sıradağları’na göç etmişlerdir. Üçüncüsü ise, bu dönemde siyasi tarihe de Kızıl Çöl’ün oluşumu şekil vermiştir.
Kızıl Çöl, oluşumu sırasındaki olağan dışı genişlemesi esnasında Sakkara-Alepan-Parin-Ath’aman-Novasran-Tavarah-Zazadayün hattının (ki çok uzun bir çengel şeklindedir) daha güneyine ve güney batısına kadar olan kısmını tamamen çölleştirmiş ve yaşanmaz hale getirmiştir. Kayıtlara göre binlerce köy ve onlarca şehir terk edilmiştir. Leikalar ve Asnalar en çok toprak kaybeden uluslar olmuştur. Ayrıca çölleşme sırasında, bir zamanlar Es’Eni Vadisi’nde yaşayan pek çok hayvan ve yaratık kuzeye göçmüştür. En önemlileri bailonlardır ki, uzun bir süre insanlara çok ciddi zararlar vermişler; fakat ilk olarak Daehronlar tarafından ehlilleştirilmiş ve zamanla insanlarla birlikte yaşamaya uyum sağlamışlardır. Bugün kıtanın en etkili binek hayvanları onlardır.
Tüm bu gelişmelerin Novlara yansıması ise başlangıçta olumlu olmuştur. Asnalar, hızla topraklarına akan Kızıl Çöl kumulları yüzünden panikleyerek, kendilerini dine vermişlerdir. Bu dönemin yaklaşık 40 yıl sürdüğü ve Asnaların pasifleştiği tahmin edilmektedir. Ne var ki dualarından bir sonuç alamayan güney Asna kabileleri, yeni yerleşim alanları bulmak için kuzeye doğru bir baskı yapmış, bu baskı zamanla toprak kavgasına dönüşmüştür. Asnalar önce kendi içlerinde toprak kavgasına tutuşmuş ve büyük bir savaş başlamıştır. Birbirlerini kuzeye iten kabileler tabi ki Novları da rahatsız edecek bir göç başlatmışlardır. Önceleri Novasnalar için komşularının çaresiz saldırıları ciddi bir tehlike olmamıştır. Ancak Senjasnalar ile Novasnalar arasında sıkışan ufak kabilelerin bir dönem ittifak kurması ile Novasnalara yapılan saldırılar ciddi derecede etkili olmuş, pek çok Novasna köyü yok edilmiş, bazı şehirler yağmalanmıştır. Novasnaların tarihin bu periyodunda, özellikle 455-400 dönemindeki rahatlığın rehavetiyle askeri alanda eski güçlerini kaybettikleri görülür. Tehlikenin büyümesiyle toparlanmayı başarmış ve Asna kabilelerini durdurmuşlardır.
Bu bitmek bilmeyen çatışmalar sırasında Novasnalar, Leikalardan ve Baromlardan oluşan bir azınlık ordusu meydana getirmiş ve çok eski bir yöntem olan paralı asker kavramını, farklı bir boyuta taşımıştır. Toplanan paralı askerler geçici bir savaş için değil, uzun süreli hanlık hizmeti için (o devirde Novasnaların liderlerine “han” denirdi) devlete kazandırılmaya ve sıkı bir eğitimden geçirilmeye başlandı. Ayrıca, daha sonra ismi efsaneleşecek olan devrin ünlü hanı Kholen (bugünkü Pyroka şarı Kholen İmperiósissis ile karıştırılmamalıdır), Novasnaların atlı birliklerini oldukça güçlendirmiş, teçhizatlarını yenilemiş ve atlı bir okçu birliği kurmuştur. Han Kholen’in bu çalışmaları, kendisinin bile öngöremeyeceği kadar hayati bir amaca hizmet edecektir.
Han Kholen, tarihin bu periyodundaki olağanüstü olayların gölgesinde kalan ve birazda bu olağanüstülükler yüzünden, tarihi gerçeklerle insanın hayalgücü arasında kalan kayıtlarla tartışmalı hale gelmiş bir periyotta hüküm sürmüştür. Dönemindeki pek çok başarısı -ki bazılarının gerçekten olduğu tartışmalıdır- arasından en önemlisi şüphesiz ki Kalisrión Savaşıdır. Bu savaş, bugünkü Asnaigorn İmparatorluğu’nun başkenti Khyra’nın güney batısında olan Asnahra şehrinin Canvea Gölü’ne uzanan büyük ovasında yapılmıştır. Senjasnaların liderliğindeki büyük Asna ordusuna karşılık, Han Kholen’in liderliğindeki ve Baromlar ve Leikalardan oluşan paralı askerlerle desteklenmiş Novasna ordusu savaş meydanına çıkmıştır. Kimi kaynaklara göre “Asnai”, yani birleşik Asna ordusu, Novasnaların ordusunun 3 katı büyüklükteydi. Bu rakamlar abartılı olsa da, sonuçta Asnailerin daha büyük bir orduyla gelmelerine rağmen ağır bir hezimet yaşadıkları bir gerçektir. Han Kholen, Novasnaların varlığını tehdit eden bu savaşı kazanarak adını tarihin en büyük hükümdarlarından biri olarak ölümsüzleştirmiştir.
İç savaşa düşmüş Asna kabilelerini Kalisrión savaşına sürükleyen şey, Senjasnaların onları birleştirmesi ve birbirlerini hırpalamaktansa, ortak düşman olan Novlara saldırmaya ikna etmeleri olmuştur. Birleşik Asna ordusunun yenilmesinden sonra ise küçük kabileler ile Senjasnaların arası açılmış, iç savaş yeniden başlamış ve bu dönemden en karlı çıkan Novasnalar olmuştur. Han Kholen’in 377 yılındaki Kalisrión zaferi sonrasında bazı Asna boylarını vasalı haline getirdiği ve pek çok muzaffer savaş yaptığı bilinir. Ölümünden sonra dahi, Novasnaların gücü ve Asna boylarının içine düştüğü zayıflık devam etmiş ve Novasnaların sisli tarih boyunca herhangi bir güvenlik dertleri olmamıştır. Ufak çaplı fetihler dışında, elimizdeki kayıtlara bakarak konuşmak gerekirse, önemli başka gelişmeler olmamıştır.
Han Kholen dönemi Novasnaların azınlıkların stratejik önemini kavraması açısından dönüm noktasıdır. Azınlıkların etkin bir biçimde kullanılması ile ilgili öğrenilenler, Novasna medeniyetinin çehresini ve uygulayacağı politikaları sonsuza dek değiştirecektir.
MTÖ 255-195 yılları arasındaki dönem, atrón tarihinde “Denizin Kızı” ya da “Buzların Kraliçesi” devri olarak da anılır. Bu dönemi anlatırken, geleceğin “Pyroka” ulusunu çok derinden etkileyecek bir gelişmeden özellikle bahsetmek gerekir. Aslında o günün Novasnalarıyla, ya da bugünün Pyrokalarıyla çok ilgisi yokmuş gibi duran bu gelişmelerin kahramanı, devre de ismini veren Buzların Kraliçesi’dir.
Buzların Kraliçesi’nin aslen bir Yin olduğu düşünülür. Onu Novasnalara bağlayan olaylar, Yin topraklarında atrónistlere karşı başlayan hoşgörüsüzlük yüzünden bir Novasna uydu şehri olan Jhimas’a göç etmesiyle başlar. Burada bir Novasna ile evlenen Buzların Kraliçesi (gerçek adı bilinmiyor), bu evliliği sonucu dünyaya getirdiği çocuklarının soyundan gelen bir kadın ile Pyrokaların doğuşunun mimarlarından biri olmuştur. Pyrokaların kısa atrón tarihinden bölümünde bu konuyla ilgili şöyle bilgi verilmişti:
“Kızıl Pairo olarak bilinen Şaren Misésre Pairo, kanıtlanması hemen hemen imkansız olmasına rağmen pek çok Pyroka tarih bilimci tarafından Buzların Kraliçesi’nin soyundan gelmektedir. Buzların Kraliçesi isimli mistik kadın ile ilgili, sadece Modern Tarihten Önce 255-195 yılları arasında çeşitli izlere rastlanabilmiştir. O dönemlerde insanlığın büyük bir günah olarak gördüğü atrón kullanımı dolayısıyla tüm Sorién kıtasındaki atrónistler katledilmiş, kalanlar gözden ırak yerlerde yaşamak zorunda kalmış ve zamanla nesilleri tükenmiştir. İşte bu dönemde yaşamış olan Buzların Kraliçesi isimli kadın, büyük ihtimalle güçlü bir atrónist aileden gelmekteydi ve kanındaki bu yetenek bir şekilde açığa çıktığında hayatı değişti. Buzların Kraliçesi’nin Sfei doğumlu olduğu, yani bugün Asnaigorn İmparatorluğu’nun bir tebaası olan Yin halkından olduğu tahmin edilmektedir. Yetenekleri yüzünden can güvenliği azalınca, bugünkü Khyra’nın biraz doğusunda yer alan bir başka şehre göç ettiği, orada bir Novasna ile evlendiğine dair izler vardır. Burada da rahat bırakılmayan kadının, anti-atrónist gruplar tarafından evine yapılan bir baskın sonucunda ailesinin büyük bölümünü kaybettiği, kendisinin ise zorlukla Javie-Siónis’e kaçtığı bilinmektedir. Buzların Kraliçesi’nin hikayesi burada bitmez, ancak Pyrokalara geri dönmek gerekirse, Buzların Kraliçesi’nin kaçmasına sebep olan bu saldırı sonunda oğlunun hayatta kaldığı ve onun soyundan gelenler sayesinde potansiyel olarak büyük bir atrón yeteneğine haiz bir ailenin Novasna topraklarında yaşamaya başladığı kabul görmektedir. İşte Misésre Pairo bu ailenin soyundandır. En azından Pyroka tarihçilerine göre...”
Pyrokaların kurucusu Misésre Pairo’ya daha sonra tekrar döneceğiz.
Buzların Kraliçesi, Javie-Siónis’e göçtükten sonra, bu ülkenin tarihine ciddi biçimde yön vermiştir. Hatta burada kendisine ait bir din ve bu dine ait pek çok mezhep ile, sayısız mit ve masal bırakmıştır. Daha sonra Kraliçe’ye ne olduğu ise muallaktır. Jasiler, onun güneye, kutuplara gittiğini ve buzların arasında, erişilmez bir coğrafyada kendisine bir yaşam alanı kurduğunu söylerler. Denizden gelmiş olan bu kutsal kadın (Denizin Kızı), Jasi topraklarında uzun bir süre yaşayıp gücünün doruğuna çıkmış ve sonra bilinmeyen bir sebepten buzlara gitmiştir.
Kraliçe’nin Javie-Siónis’te yaptıklarının Pyroka-Novasna tarihi açısından önemi şudur. Kraliçe, Jasilerle birlikte yaşadığı dönemlerde Novasna topraklarında başına gelenleri anlatmış ve ardında bıraktığı oğluna olan özlemini dile getirmiş olacak ki, Kraliçe ile ilgili pek çok fresk, duvar yazısı ve hiyeroglifte kayıp oğluna ilişkin sayısız hikaye yer alır. Modern Pyrokalar Misésre Pairo’nun Buzların Kraliçesi olduğuna dair tezlerine en güçlü kanıt olarak bahsedilen bu hiyeroglifleri ve freskleri gösterirler. Hatta Pyroka tarihçilerinin çalışmaları Jasileri de etkilemiş, günümüzde Jasilerin Pyrokalara ve kurucuları Misésre Pairo’ya büyük bir sevgi ve saygı beslemelerine neden olmuştur.
Buzların Kraliçesi’nin izleri Novasnalarının o gününü değil, geleceğini değiştirecekti. Ancak tarihin bu periyodunda Novasnaları asıl olarak ilgilendiren milliyetçi akımlar ve insanlığın yeniden fetihlere yönelmesini sağlayan iktidar hırsıdır. MTÖ 226 yılında, yaklaşık bir asır önce uğradıkları ağır yenilginin nefretiyle yanıp tutuşan Asnailer, Novasnalara savaş ilan ettiler. Gerekçeleri, Novasnaların sürekli olarak Asnailere ait ticaret kervanlarını yağmaları ve en önemlisi, Leikalarla yaptıkları ticaret anlaşması gereği Leikaların, Asnailere ticari ambargo uygulamaya başlamasına neden olmalarıdır. Novasnalar bu taktiklerle Asnaileri yıpratıyor ve bir yandan da sürekli Asna kabilelerini birbirlerine karşı kışkırtıyordu. Senjasnalar bu durum karşısında önce tek başlarına Novasnalara saldırdılar. Eski güçlerinden uzak görünen Novlar bu savaşı kaybetse de, yenilgiyi hezimete dönüşmekten politik manevralar ile kurtardılar. Cesaretlenen diğer Asna boyları da Senjasnalara katılınca, Novasnalar iyice zor duruma düştüler. Tarihin bu bölümünde Novasnaların başında becerikli yöneticilerin olmadığı görülür. Ancak büyük komutanlara sahip olduklarından Asnailere karşı başarılı gerilla taktikleri uygulamış ve başarılı bir savunma dönemi yaşamışlardır. Novasna hanları bu dönemde Yinleri ve Baromları yeterince etkili kullanamamış, ayrıca ikili oynayan Leikaların yalanlarını fark edememişlerdir.
Novasnalar ile Asnailer arasındaki mücadelelerin sonucunu Baromlar, Daehronlar ve Mihrannalılar arasındaki savaşlar belirleyecekti. Novasnalar Baromlardan paralı asker toplamaya başlayarak, diğer savaşın kaderini de değiştirdiler. Ayrıca asker sayısı bakımından Asnailere karşı olan dezavantajlarını kapattılar. Baromlar da bu işten çok kazançlı çıkıyordu, fakat kendi savaşları kötüye gidince asker vermeyi kesmek zorunda kaldılar. Tüm Batı Sorién savaşa tutuşmuştu, dolayısıyla bir yerden sonra kimsede para kalmamış ve Leikaların tüm taraflara ayrı ayrı silah ve mal satma stratejisine dayalı politikası da çökmüştü. Böylece milletler birer birer tükenmeye başladı. Önce Leikaların ticareti çöktü. Sonra Asnailer doğru düzgün hiç bir sonuç alamadıkları Novasna savaşını bitirmeye karar verdiler ve Novasnalarla Asnailer arasında ateşkes imzalandı. Bu arada Daehronlar Mihrannalılara yenilmiş ve Leikalar, Mihrannalıların bir sonraki hedefi haline gelmişti. Batı Sorién yaklaşık 80 yıl boyunca müthiş bir savaş rüzgarına maruz kalmış, bu rüzgardan en büyük yarayı Novasnalar, Daehronlar ve Baromlar almıştır. Mihrannalılar ise kıtanın yeni yükselen değeri olacaktır.
Bu dönemde Novasnaların askeri tarihi açısından en önemli gelişme, Barom paralı askerlerden öğrendikleri bilgiler ışığında bailon süvari birliklerinin kurulmasıdır. Bailonlar da bu bilgiyi Daehronlardan öğrenmişlerdir. Baromların aracılığında Daehrün’den getirttikleri bailonlar ve eğitmenleri ile, ilk etapta pek de etkili olamayan küçük bir bailon süvari birliği kurdular. Ancak bu birlik zamanla çok etkin bir hale gelecek ve Novasnaların Asnailere karşı en etkili silahlarından biri olacaktır.
MTÖ 175-145 yılları hem siyasi-askeri tarih, hem dini tarih açısından çok önemlidir. Dinler, bu tarihlerde Gerçeğin Ötesindeki Boyutların yaratıldığını insanlara bazı rüyaların “gönderildiğini” söylerler. Novasna tarihinde de bu bölüme ilişkin çok ilginç resmi kayıtlar bulunur. İnsanlar garip rüyalar görüyor, doğada olağanüstü şeyler meydana geliyordu. Aslında bu dönemde Novasnalar ile Asnailer arasında ciddi bir soğuk savaş yaşanıyordu ve iki ulusu savaşmaktan alıkoyan tek şey, cılız bir ateşkesti. Her iki hükümdarında birbirine verdiği sözlere hiç değer vermediklerini düşünürsek, her an bozulabilecek bir ateşkes...
Ne var ki doğa üstü bu gelişmeler (kayıtlara göre tam yedi yıl iki ay boyunca gökyüzü mora boyanmış gibi parıldadı, gece gündüz birbirine karıştı, insanlar topluca aynı rüyaları görmeye başladılar ve bu dönemde mevsimlerde de büyük değişiklikler oldu) yüzünden kimsenin savaşacak hali kalmamıştı. İnsanlar önceleri evlerinden bile çıkmaya korkar oldular. Bu dönemde savaşlar bıçakla kesilmiş gibi durdu. Tapınaklar başta dinsel her şeyde bir ilgi patlaması oldu. Gönderilen rüyalarda kullanılan sembollerin yorumlanması için yeni bir din adamı sınıfı bile oluşturuldu.
Bu doğaüstü olayların en çok Batı Sorién medeniyetlerini etkilediği görülür. Doğu Sorién bu gelişmelerden Batı kadar etkilenmemiş, ya da bir şekilde Batı kadar canlı ve detaylı kayıtlar tutmamıştır. Dolayısıyla Novasna tarihinde de bu dönem çok detaylı bir şekilde anlatılmıştır. Novasnaların bu dönemde Lovillión hanedanını bir isyan ile tahttan indirdikleri ve kendilerine ünlü Novasna generali Tharió’yu han seçtikleri biliniyor. Bu isyanın sebebi Lovilliónların üstün ırklar için yeni bir tapınak yapmaya bütçe ayırmamalarıdır. İşte bu dönem, Novasnalar gibi hükümdarlarına bağlı bir ırkı bile böyle marjinal eylemlere sürükleyebilmiş bir zamandır.
MTÖ 145-95 dönemi pek çok Batı Sorién medeniyeti için felaketlerle doludur. Novasna hanı Tharió bu dönemde, Asnailerin yakında kendilerine saldıracakları istihbaratını aldığı için güçlü bir ordu kurmaya çalışmış; ancak din adamlarının tanrılar tarafından savaş istenmediğini söylenmesi nedeniyle eli kolu bağlanmıştır. Asnailerin harekete geçtiğini öğrenen yaşlı han, din adamlarına rağmen bir ordu kurmaya başlayınca, din adamlarının kışkırtmaları sonucu isyan eden halk hanı tahtından indirtmiştir. Din adamlarının himayesinde, Tharió’nun oğlu Pandió çocuk yaşta tahta geçmiştir. Ancak Tharió haklı çıkmış, birleşik Asnai ordusu Novasnaların üzerine kabus gibi çökmüştür. Doğru düzgün hiç bir direniş gösteremeyen Novasnalar, güneye doğru kaçmaya başlamış ve Yinlerden yardım istemişlerdir. Yinlerin ordusu gecikince, Novasnalar son şehirlerini de kaybetmişler ve Asnailerin acımasız soykırımları yüzünden en küçük köylerine kadar topraklarını tamamen terk ederek Yinvang’a, Yinlerin başkentine kaçmaya başlamışlardır.
Asnailer, diğer Batı Sorién uluslardan çok daha farklı bir dini görüşe sahipti. Onlar, kendi karakterlerine de yön vermiş olan savaşçı, karanlık üstün ırk frælislere tapıyorlardı. Tüm doğaüstü olaylar onlar için tanrılarının kendilerini savaşa daveti anlamına geliyordu. Diğer uluslar bu sembolleri tanrıların savaşı yasaklaması olarak yorumladıklarından, uzun zamandır kendilerini dine vermiş ve pasifleşmişlerdi. Asnailer bu avantaj sayesinde çok etkili bir istila hareketine giriştiler. Novasnalardan sonra Yinleri, Leikaları ve Baromları sindirdiler. Her düşen şehir ağır bir soykırıma uğruyordu. Herkes bir yere kaçıyor, göç etmeye çalışıyordu. Asnailer genellikle kuşattıkları şehirleri kışın düşürdüklerinden, ağır kar altında kaçmak zorunda kalan halklar bu döneme “Beyaz Göçler” isminin verilmesine neden olmuştur.
Asnailer sadece Daehrün topraklarını ele geçiremediler ve orada ağır bir hezimete uğradılar. Ne var ki aralarında Novasnaların da bulunduğu pek çok ulusu egemenlikleri altına almışlardı. Asnaigorn İmparatorluğu işte böyle kurulmuş (MTÖ 111), Novasnaların özgür tarihleri uzun bir süre için son bulmuştur.
MTÖ 95-65 dönemi tüm Batı Sorién halkları için zor geçmiştir. Asnailer oldukça zengin ve köklü bir kültüre sahip olmalarına rağmen, yeni imparatorluklarını daha çok kılıcın keskinliği üzerine dayandırmışlardı. Özellikle tarihin en korkunç imparatorlarından sayılan İmparator Hulsini Rahmanullavi; ki halk arasında Kaanjirek (Kara Miğfer demektir, Rahmanullavi seferlere giderken hep siyah bir zırh giyinirdi) olarak bilinir, Asnaigorn İmparatorluğu’nu demir yumrukla yönetmiş ve ünlü Asnai kodunu bizzat kendi yazmıştır. Bu kod, azınlıkların (Asnailer tarafından yerel halklar daha çok köleler olarak tabir edilir) en ağır şekilde sömürülmesi, her türlü kültürel faaliyetlerinin yasaklanması ve asimilasyona uğratılarak hepsinin Asnaileştirilmesini tavsiye eden bir devlet politikası kitabıdır. İşte Novasnalar böyle yönetilen bir imparatorlukta yaklaşık bir asır çırpınmışlar, defalarca isyan etmişler ancak her seferinde buna pişman edilmişlerdir.
Bu zor dönemde Novasnaların kurtuluş ümidini yer altı örgütleri kurmakta ve gerilla taktiklerine dönmekte bulduğunu görüyoruz. Köklerinin çok eskilere, antik Novasna İmparatorluğu’na dayandığı düşünülen Dúrkæn örgütü (antik Senon dilinde 'okyanus dibi', 'okyanusun karanlığı', 'derin karanlık' gibi anlamlar taşır) bu dönemde tabiri caizse yeniden hortlamıştır. Asnai baskısı altında ezilen diğer uluslarla, özellikle Yinlerle ve onların savaşçı keşişlerinden oluşan Çua-Huanlarla (Zjinler) pek çok ortak eylemler gerçekleştirmişler ve Asnailerin bölgedeki hakimiyetini pekiştirmesini ciddi biçimde engellemişlerdir. Novasnalar bu gibi mücadeleler sayesinde asimile olmaktan kurtulmuşlardır demek, abartılı bir ifade olmaz.
Dúrkænlerin savaşımı başarılı oluyordu, ne var ki her eylemlerinden sonra Asnailer Novasna köylerini basıp katliam yaptıklarından bir süre sonra Novasnaların kendi örgütlerine tepki duymaya başladığı görülüyor. Bu dönemde Asnailer stratejik bir atılım yaparak, uzaktan Senjasnalarla bağı olan bir Novasna ailesini bu bölgenin valiliğine getirdi (Bevellioçe hanedanı) ve onların otoritesini güçlendirmek için Novasnalara bazı imtiyazlar verdi. Böylece daha rahat bir yaşam süren halk, zoraki elde edilmiş bu barışı korumak için Dúrkænlerin “yaramazlık” yapmalarını hoş görmemeye başladı. Novasnalar gerçekten bağımsızlıktan ümitlerini kesmişler, en azından Asnailerin öfkelerini üstlerine çekmemek ve onlardan barışçıl yollarla koparabildikleri kadar çok imtiyaz kopartmak gibi düşüncelere girmişlerdi.
Bu arada, Asnailerin ele geçirdikleri topraklarda yaptıklarını öğrenen Daehronlar dehşete düşüyor, o zavallı halkların kaderine maruz kalmamak için ölümüne savaşıyorlardı. Asnailerin ilerleyişi böylece durmuştu. Ancak Batı Sorién’i asıl etkileyecek olaylar, Daehron aydınlarının, sanatçılarının ve filozoflarının bu dehşetli olaylar karşısında verdikleri duygusal tepkilerdir. Özellikle insanların bu gaddarlığı karşısında niçin kendi taptıkları üstün ırkların yardıma gelmediğinin sorgulanması, çok kısa bir süre sonra radikal düşüncelerin filizlenmesine ve Daehron Aydınlanma Tarihi olarak bilinen dönemin başlamasına neden oalcaktır. Bu düşünceler Batı Sorién’e büyük bir hızla yayıldığında, Asnaigorn İmparatorluğu’nun temelleri derinden sarsılacak, Novasnalar dahil pek çok ulus için kurtuluş ümidi doğacaktır.
MTÖ 70’de Asnaigorn İmparatorluğu tarihi bir karar aldı. Bevellioçe hanedanı Novasnaları yönetmekte başarılı olmuştu ve Yin topraklarında da aynı düzeni sağlayabileceklerini iddia ediyorlardı. Tek istedikleri Asnailerden askeri destek almaktı. Böylece Asnailer tarihlerinde ilk defa yabancı kaynaklı bir hanedana ordu desteği verdiler ve Bevellioçe hanedanı, Asnailere bağlı küçük bir devletçik statüsü kazandı. Yinnovasnai olarak isimlendirilen bir eyalet oluşturuldu ve Bevellioçeler hem Yinleri, hem Novasnaları yönetmeye başladı.
MTÖ 65-0 yılları, tarihin tartışmasız en kritik olaylarının yaşandığı dönemlerden biridir. Kızıl Pairo’nun ortaya çıkışı ve atrónun yeniden insanlığa kazandırılması bu dönemde olmuş olaylardır. Asnaigorn İmparatorluğu’nun yıkılması, Daehronların Gökkuşağı Felsefelerinin tüm kıtaya yayılmaya başlaması, Gece Yeniçerilerinin tarih sahnesine çıkışı, Pyroñom Şarlığı’nın kurulması ve daha sayısız önemli vaka, bu 65 yıllık periyotta gerçekleşmiştir.
Kızıl Pairo olarak bilinen Şaren Misésre Pairo, kanıtlanması hemen hemen imkansız olmasına rağmen pek çok Pyroka tarih bilimci tarafından Buzların Kraliçesi’nin soyundan gelmektedir. Buzların Kraliçesi isimli mistik kadın ile ilgili, sadece Modern Tarihten Önce 255-195 yılları arasında çeşitli izlere rastlanabilmiştir.
Kızıl Pairo, yani Şaren Misésre Pairo, MTÖ 65-35 yılları arasına damgasını vurmuş bir Novasnadır. Milliyetçi ve ayrılıkçı Novasna örgütlerinden “Gerilla Savaş Sanatları Akademisi”(GSSA) ile çok yakın ilişkiler içinde olan Pairo, aynı zamanda iyi bir Novasna miti okuyucusuydu ve enerji tanrısı Atróva en büyük kahramanıydı. Henüz genç kızlık döneminde keşfettiği atrón yeteneğine önce kendisi bile inanamadı, sürekli olarak tanrı Atróva ile ilgili kitaplar okuması nedeniyle ailesi tarafından bu mitlerin etkisi altında kalmakla suçlandı. Ne var ki atrón ile gerçekten bazı manipülasyonlar yapmaya başladığında yalan söylemediği ortaya çıkacaktı.
Pairo’nun atrón yeteneğinin ortaya çıkışı, hem Pyroñom ulusunun kuruluşu için, hem atrónun yeniden insanlığa kazandırılması için bir dönüm noktasıdır. Pairo, mensubu olduğu milliyetçi örgütün yürüttüğü ve Yinlerin ünlü savaşçı keşişlerinden Çatatailerin (Çua-Huan tapınağına bağlı bir örgüt) de desteklediği ünlü suikastlar zinciri ile kısa bir sürede zorba Bevellioçe hanedanını ortadan kaldırması ile Novasnaları özgürlüğüne kavuşturan hamlenin içinde yer aldı. Tabi ki Asnailer yönetici hanedanlarının suikastlar ile yok edilmesine karşı çok sert bir tepki vereceklerdi.
Bu tepkinin azaltılması için ülkede ele geçirilen Asnai askerleri öldürülmedi, ancak Pairo yeni gücünü bu askerlere göstererek onları korkutmayı, böylece Asnaigorn İmparatorluğu’nun büyük bir karşı saldırı başlatmasını engellemeyi düşündü. Aslında bu gösterileriyle kendi halkını da etkilemiş, hatta çoğu Yin ve Novasna tarafından yarı-tanrıça olarak görülmeye başlanmıştır. Yine de Asnailer sonunda saldırmış, fakat Khyra ormanlıklarında Yinnovasnai; yani birleşik Yin ve Novasna ordusunun etkili gerilla taktikleri sonucu yenilmişlerdir. Bu zaferin aslan payı, Pairo’nun atrónsal saldırıları ve bunun sonucunda Asnailerde oluşan panik havasındadır. Asnailer çok büyük bir güç olduklarından, bu yenilgiye rağmen hala Yinnovasnaileri dümdüz edecek kadar güçlü ordulara sahiplerdi ve bir kez daha saldırıya geçeceklerdi. Ne var ki tarihi bir şans eseri, Asnailerin savaşta olduğu bir diğer ulus, Daehronlar sahneye çıktı ve bu iç kargaşadan yararlanarak Asnailere saldırıp, onlara büyük bir hezimet yaşattı. Bu zafer, Novasnaların da bağımsızlıklarını ilan etmelerini mümkün kılacaktı.
Asnaigorn İmparatorluğu böylece yıkıldı. Yinler de bağımsızlıklarını ilan ettiler ve kendilerine yeni bir han seçtiler. Pyrokalar ise Khyra’ya, Asnailerin eski başkentine yerleştiler ve bu şehrin adını kurtarıcıları Pairo’nun şerefine Pyrok olarak değiştirdiler. Pyrok, “Pairo’ya ait” demektir. Kendilerine yeni bir bayrak oluşturdular. Bu dönemin onlar için en önemli gelişmesi, ulusal isimlerini yarı-tanrıça kabul ettikleri kurucularına ithafen “Pyroñom” olarak değiştirmeleridir. Bu isim, “Pairo’nun çocukları” anlamına gelir.
Pyroñom MTÖ 27, soğuk bir kış günü, ağır bir tipi yağarken kurulmuştur. Pairo, bilerek böylesi zorlu bir mevsimde ve hava şartlarında ülkenin kuruluşunu ilan etmiştir; amacı, ne kadar zor şartlar altında bu ulusun yeniden doğduğunu sembolize etmektir. Bu duruma nazire yaparcasına, çiçeği burnunda bu devlet, kuruluşundan sonraki 20 yıl boyunca 5 büyük Asnai saldırısa uğramış, özellikle ikinci saldırıda ağır hasar almış, ne var ki hepsinden muzaffer ayrılmayı bilmiştir.
Pyrokaların özgürlüğünde, Pairo kadar önemli olan başka unsurlar da olmuştur. Diğer halkların, özellikle Yinlerin ve Baromların başarılı isyanları Asnaileri yıpratmış; fakat Asnailere asıl darbeyi Daehronların muazzam askeri başarıları vurmuştur. Özellikle bu dönemde Gece Yeniçerilerinin destansı savaşları hala şanlı hikayelerle anlatılır.
Modern tarihin eşiğinde, Asnaigorn İmparatorluğu yıkıldıktan sonra, Yinlerle, Baromlarla ve Novasnalarla; ve hatta yenilgiyi kabul etmiş ve kendilerine ait bazı küçük şehirlerde tutunmuş Asnalarla barışçıl bir politika izleyeceği garantisi veren Daehronlar tarihte eşi benzeri görülmemiş iltifatlar ile onurlandırılmışlardır. Onlar muzaffer bir imparatorluk olarak rahatlıkla Batı Sorién’in doğusundaki bu halkları istila edebilecekken, böyle bir girişimde bulunmamışlardır. Tabi bu olayda, Daehronları derinden etkilemiş barışçıl Gökkuşağı felsefelerinin rolü büyüktür.
Modern tarihin başında (MT 0-100), Pairo’nun atrón gücünü daimi kılmak ve ulusunun üstünlüğünün sürdürmesini sağlamak için çok önemli adımlar attığını belirtmemiz gerekir. Yaşlandığında, artık iktidarı bir başkasına vermesi gerektiğini düşünmüş ve tüm Novasnalar; yeni adlarıyla Pyrokalar arasında bir araştırma yaparak atrón konusunda en parlak belirtileri taşıyan, yaşı eğitim için en müsait olan ve zekası üstün olan bir genç bulmuştur. Bu gencin adı İmperiósis’dur ki, bugün bile Pyrokalara hala İmperiósis hanedanı hükmetmektedir.
Pairo bu genci yetiştirmiş ve onu geleceğin kralı yapmıştır. Kendi varisi ilan etmiş ve İmperiósis’nun harfiyen yerine getireceği bazı atrón politikaları belirlemiştir. İmperiósis iktidarı devraldığında, ilk olarak han, kral gibi unvanları “Şar” ile değiştirmiştir (bu unvan Pairo’nun ilk adı olan Şaren’den gelir). İkinci işi ise, Pairo’ya verdiği söz gereği büyük bir atrón eğitimhanesi açmak olmuştur. Bu eğitimhanenin adı “Trisao Akademisi”dir ve tarihin ilk sistematik atrón okuludur.
Şar İmperiósis’nun bir başka önemli icraatı, Pyrokaların bürokrasisinde ve devlet yapılanmasında önemli değişikliklere gitmesidir. Bu konuda özellikle Daehronlardan çok etkilenilmiştir. Ayrıca, Novasnalarda dönem dönem etkin bir şekilde kullanılan senato tekrar kurulmuş, özellikle azınlıklara ciddi imtiyazlar verilmiş ve yönetimde hak sahibi olmaları sağlanmıştır. Bu bağlamda, Pyroñom Şarlığı’nın Sorién kıtasının en demokratik oluşumu olduğu söylemek doğru olur.
Şar İmperiósis’dan sonra tahta çıkan Şar İllisis döneminde, Pyroka ulusunun bir başka eşsiz kültürel öğesi haline gelecek olan “Şaren” kanunu kabul edildi. Bu kanun kadın hakları konusunda Pyrokaları kıtanın en cömert ülkesi yapmakla kalmıyor, kadınları neredeyse kutsal bir yere koyuyordu. Ayrıca İllisis, Trisao Akademisinin genişletilmesini ve Batı Sorién’in en görkemli binası haline getirilmesini sağlayacak olan hükümdardır.
Görüldüğü üzere bu dönemde savaşlardan ziyade yeniden yapılanma ve genç devletin temellerini sağlamlaştırma çalışmaları ağırlıktadır. Tabi ki Pyrokalar, kendilerine yeni ve düzenli bir ordu da kurmak için çalışmalar yapmışlardır. Hem İmperiósis, hem İllisis ilk yerleşik ordu yapılanmasında önemli işler yapmışlardır. Akrep taburlarının kuruluşu İmperiósis dönemine aittir; ancak İllisis dönemindeki yapısal düzenlemeler de dikkate değerdir.
MT 100-200 dönemi tüm kıtada Kılıç Yüzyılı olarak anılır ve bu durum Pyrokalar içinde sonuna kadar geçerlidir. Pyrokalar çiçeği burnunda devletlerini güçlendirmeye çalışırken, yanıbaşlarında onlardan nefret eden Asnailerin başında Birleşik Devletler Müfettişliği olmasından ötürü rahattılar. Ne var ki bu oluşum zamanla çürümeye ve gücünü yitirmeye başladı.
Asnailer alenen güçlü bir askeri yapılanmaya girmişlerdi. Müfettişlik genel olarak Asnailer tarafından rüşvet ile ayartılmış kimselerden oluştuğundan, kurdukları orduyu kimse “duymadı”, duyanlar da kendi işleriyle meşgul olduklarından pek aldırmadı. Pyrokalar durumu bilseler de, Asnailerin kendilerine açıkca saldırmaları halinde tüm kıtaya savaş ilan etmiş sayılacaklarından fazla endişelenmiyorlardı. Oysa Asnailer, Pyrokaların Trisao Kütüphanesine yolladıkları ajanlar sayesinde Pyrokaların büyük bir atrónist ordusu yetiştirmeye çalıştıklarını öğrenmiş ve bunu ne pahasına olursa olsun engellemek için, tüm kabilelerin katılımıyla büyük bir ordu oluşturmuşlardı.
Aniden saldırdılar ve 121 yılında başkent Pyrok’u ele geçirdiler. Bu şok, yeniden yapılanma sürecinde olan Pyroka ordularının henüz ne kadar etkisiz olduklarını göstermişti. Atrónistler ise henüz hazır değillerdi. Yenilgi o kadar ani olmuştu ki, kimse başkentten kaçamamıştı. Aristokratlar, generaller ve en önemlisi şarlık ailesi Trisao Akademisine sığınmıştı. Aslında atrónistler ile yapılacak bir karşı saldırı belki etkili olabilirdi; fakat Şar İllisis babasına verdiği sözü tutmak adına atrónu yıkım için kullanmayı reddedip, savaşmadan teslim olmayı tercih etti.
Bu olay, atrónistlerin pek çok değerli kitap ile birlikte akademiden kaçışını sağladığı için atrónun geleceğinde çok büyük bir rol oynamıştır. Şar, teslim olması karşılığında akademiye dokunulmamasını istemiş, kazandığı zaman sayesinde atrónistler kaçmıştır. Bu olay, aynı zamanda atrónun kontrolden çıkmasına neden olacak olayların tohumu niteliğindedir, çünkü kaçan atrónistler kıtanın dört bir yanına dağılmıştır.
Bu olayın bir başka önemi, teslim olan ve idam edilen şarın halkın gözündeki yarı-tanrı imajının zedelenmesi ve halkın atrónistlere olan sarsılmaz güveninin büyük yara almasıdır.
Şarın idam edilmesinden sonra, 7 Pyroka şehri de teslim olmak zorunda kaldı. Fakat herkes bu kadar kolay mücadeleyi bırakmayacaktı. Şar İllisis’in üç kız kardeşi kaçan atrónistlerin büyük bölümünü yeniden örgütleyerek, onları atrónu yıkım için kullanmaya ikna ettiler. Zira Pyroka ulusunun kurtuluşu söz konusuysu ve olağanüstü durumlar, olağanüstü eylemler gerektirirdi.
İzleyen yıllar çok hareketli geçti. 122 yılında Hüküm Triosu, yani üç kız kardeşin önderliğindeki atrónistler ve milisler başkenti kurtardılar. Diğer şehirlerde de hemen isyanlar çıktı ve Asnailer geri çekilmek zorunda kaldı. Asnailer zaten askerlerinin büyük kısmını anavatana geri göndermişlerdi, çünkü pek çok komşu devlet Asnailerin saldırgan tutumlarının bir sonraki kurbanı olmamak için hareketlilik içine girmişti, bunlar da pek dostane hareketler değildi. 123 yılında, tüm kabilelerin katılımıyla olmasa bile, büyük bir ordu yeniden istilaya girişti. Aylar süren onlarca savaş sonucunda Pyrokalar çok büyük bir direnç göstererek, ama çok büyük kayıplar da vererek Asnaileri yenmeyi başardılar. Pek çok atrónist gibi, Hüküm Triosu’nun iki üyesi, Lielin ve Lilliose öldürüldü. Geriye kalan Peva, Şaren unvanı ile devleti yönetmeye başladı. 123 yılındaki savaşların sonunda, atrón tarihindeki ilk büyük askeri zaferini kazanmış oluyordu (Atrópyrokan Savaşları).
142 yılına kadar başarıyla sınırlarını savunan Şaren Peva hastalıktan ölünce, yerine geçen Şar Jeóvalæ ile, yönetim tekrar hanedanın erkek üyelerine aktarıldı. Şarın ilk icraatı Atró-Senatoyu kurmak ve kontrolden çıkmaya başlayan atrónun yeniden denetim altına alınmasını sağlayacak adımlar atmak olmuştur.
Şar Jeóvalæ 191 yılına kadar ülkeyi büyük bir başarıyla yönetmiş ve özellikle atrónistlerin askeri alandaki etkinliğini son derece arttırmış, atrónun yeniden denetim altına alınmasında büyük bir başarı göstermiş ve en önemlisi, komşuları ile son derece hassas dengelere dayanan bir politik ve ekonomik denge kurmayı başarmıştır. Denilebilir ki onun dehası olmasaydı, muhtemelen Pyrokalar çok daha fazla savaşmak zorunda kalacaklardı.
191 yılında tahta geçen Şar Sirüvien, babasının tam aksine diplomasiden ziyade kılıcı seven, aktif ve saldırgan bir hükümdardı. Onun döneminde Pyrokalar devlet tarihlerindeki ilk istilaya hazırlanmaya başlamışlardır. Artık kendine güveni yerine gelmiş atrónistler, savaşlarda büyük tecrübe kazanmış ünlü generaller ve kıdemli askerlerden oluşan güçlü bir ordu söz konusuydu. Güç, bir kez daha yerine duramıyor ve doymak bilmeyen açlığını beslemek için günahı çağırıyordu...
Kılıç Yüzyılından sonra ne oldu? Pyrokalar istila hareketlerinde başarılı oldular mı? Hükümran Senfoni Online: Strateji Versiyonunun geçtiği MT 700 yılına kadar Pyroñom Şarlığı ne yaptı? Nasıl oldu da bu köklü ulus Batı Sorién’den göç etmek zorunda kaldı ve onları, tarihin en kanlı savaşı olan Zsech-Liron’u yaratmaya iten unsurlar nelerdi? Büyük Göç ve Zsech-Liron nasıl sonuçlandı? Savaşı kim kazandı?
Zsech-Liron’dan sonra başlayan federal dönem nedir? Nasıl olgunlaştı ve bugünkü federasyonlar nasıl doğdu?
En önemlisi, belki de Zsech-Liron 2’yi tetikleyecek olaylar nasıl ve neden gelişti?
Kim bilir, belki de cevapları merak edenler için Hükümran Senfoni Online: Strateji Versiyonu ve sitesi iyi bir kaynak olabilir...
Kültürel Yapı Hakkında:
Pyroñom Şarlığı 750 yıllık köklü bir devlettir; ancak Pyrokaların kökleri Novlara dayanır ve Novların kıtanın en eski medeniyetlerden biri olduğuna şüphe yoktur. Pyrokalar, ataları Novlardan devraldıkları binlerce yıllık zengin kültürün üzerine kıtanın en özgün medeniyetini inşa etmişler ve en ilgi çekici uygarlıklardan biri haline gelmişlerdir.
Pyrokaları özetleyen en güzel söz “asalettir”. En iyisini yapmak ve hep en ileride olmak onların en büyük tutkusudur. Hayatın her alanında oldukça başarılı olmalarının sebebi belki de bu karakteristik yapılarıdır. Ne var ki aynı başarı ve karakter kimi zaman Pyrokaları aşırı kibirli yapmaktadır.
Zorlu bir tarihi sürecin yoğurduğu bir millet olarak Pyrokaların fazlasıyla ulusçu olduklarını ve özellikle tarih bilincini genç nesillere aktarmada çok başarılı olduklarını söylemek gerekir. Bu olgu, kültürlerinin dışa kapalı kalmasına neden olmuş mudur diye düşünülebilir; ne var ki Pyroka kültürü tam tersi bir görünüm içindedir. İstedikleri kadar milliyetçi olsunlar, Pyrokalar başka halklara saygı duymayı öğrenmiştir. Bugünkü devletlerinin yarı demokrasi ile yönetilmesi ve senatoların yapılanması bu geleneğin ürünüdür. Pyrokalar azınlıklara önem verir ve onlardan tam verim almanın yollarını bulmada kıtanın en başarılı ulusu olarak tanımlanabilir.
Pyroka kültürünün bir başka dikkate değer özelliği, son derece kozmopolit olmasıdır. Pyrokalar tarihleri boyunca pek çok görkemli kültürle bir arada yaşamıştır. Yinler, Daehronlar ve Asnailer ile binlerce yıl Batı Sorién’de birlikte yaşamışlar, büyük göç sonrası ise Galon ve Fyroka kültürleriyle tanışmışlardır. Hiç bir kültür Pyroka kültürü kadar farklı medeniyetlerle karşılaşarak zenginleşmemiş ve kimi zaman birbiriyle çelişecek kadar değişik görüntüler ortaya çıkartan bir yapı oluşturmamıştır. Bu nedenle, Pyroka kültüründeki kozmopolitliği Galon kültüründeki içe kapalı, sindirmeyi seven ve çok renkliliği tek bir dominant renk altına inşa eden bir kozmopolite olarak düşünmek yanlıştır. Onlar, yeni kültürel öğeleri kendilerine göre değiştirip, yontmazlar. Öğrendikleri, gördükleri ve tattıkları her yenilik ile kendi kültürlerini değiştirirler. Burada bir sindirme değil, bir birleşme ve evrim vardır.
Pyrokalar, köklerinin dayandığı Asna ırk ailesinin tüm diğer mensupları gibi, bir asker-millettir. Ne var ki özellikle Yin ve Daehron etkileri onların militaristik yapısının yanına çok güçlü bir mistisizm ve sanat aşkı yerleştirmiştir. Modern Pyroñom’un kurucusu Kızıl Pairo’dan sonra ise “atrón” kavramı Pyroka kültürünün en ağırlıklı olgularından biri olarak dikkat çekmeye başlamıştır. Doğu Sorién’e yerleşen Zsech-Liron sonrası Pyroñom Şarlığı özellikle askeri rekabetin etkileri nedeniyle atróna karşı daha fazla ilgi göstermeye başlamış, atrónu araştırma üzerine kurulan atrónoloji zamanla teknik ve mekanik yardımıyla büyük bir teknoloji üreticisine dönüşmüştür. Askeri amaçlar için yapılan bu araştırmalar, ister istemez teknik (gündelik) alanlara da etki etmeye başlamış ve mimariden pratik hayata kadar her alanda Pyroka kültürünü değiştirmeye başlamıştır.
Pyrokaların ataları Novlar için dinler önemli bir yer tutuyordu. Novlar, kendilerini çevreleyen büyük kültürlerin, Asnai, Yin ve Daehron kültürlerinin de hem mistisizme, hem de dinlere karşı son derece ilgili olmasından etkilenmiştir. Din hem gündelik hayatın kurallarını, siyasi yapılanmayı ve hatta askeri gelenekleri şekillendiriyordu. Batı Sorién’in modern tarihten önceki (MTÖ) dönemlerine ait üstün ırklara ait pek çok efsaneye, mite ve savaşa rastlanmasından ötürü, batıda yaşamış Novların bu doğaüstü olaylara uzak kalmaları mümkün değildi. Pek çok Batı Sorién uygarlığı gibi Nov-Pyroka uygarlığı da dinlere, felsefelere, doğa üstü güçlere, vb... ciddi şekilde önem vermiştir.
Novların tarihinde Aetia’ya (Céiron gezegeninin en büyük uydusu) ve üstün ırklardan Synerlere tapınış en etkili olmuş iki din olarak ön plana çıkar. Pyroñom’un kuruluşunda dahi, Syner dini çok güçlüdür. Buna karşın, atrón olgusunun Pyrokaların hayatına gittikçe daha fazla girmeye başladığı modern tarih periyoduna bakılacak olursa, dinlerin gittikçe önem kaybetmeye başladıkları ve pragmatik düşüncenin güçlendiği fark edilir. Günümüzün Pyroñom’unda dinler bir Pyrokanın hayatını en az etkileyebilen güç olmaya kadar düşmüştür. Pyrokalar daha çok bilime, düşünceye, felsefelere ve doğaya dikkat kesilmişler, hatta atrón enerjisinin kendisini anlamanın en büyük tinsel görev olduğunu düşünmeye başlamışlardır.
Pyrokalar giyim konusunda Yin ve Daehron etkilerinin görüldüğü, ancak bir şekilde özgün olan bir tarza sahiptirler. Bu zırhlarından, gündelik giysilerine kadar her yerde fark edilir. Giyinişleriyle ilgili en ilginç detay, kuralcılıklarıdır. Bu açıdan Galonlara benzerler. Giysiler bir anlamda sosyal statüyü belirttiği için, renklerden giysi modellerine kadar pek çok şey sıkı kurallara bağlıdır. Zırhlar bile rütbelere göre şekillenir. Sıradan halk pelerin giyemez, mor rengi sadece atrón senatosundakiler ya da mor akrep birliğindekiler kullanabilir. Kırmızı ve sarı renk kombinasyonları senatörlere ve yüksek idarecilere özeldir, beyaz-mor ikilisi ise din adamları tarafından giyilebilir. Aslında bu kurallar çok sıkı uygulanmaz, sıradan bir vatandaş kırmızı ve sarı renkler taşıyan elbise kullanabilir. Fakat bu elbise bariz bir şekilde kırmızı üzerine sarıdan oluşuyor ve senatörlerin elbiselerine çok benziyorsa o zaman işler tatsızlaşır.
Pyrokaların gündelik hayatında sosyal statü çok önemli bir yer işgal eder. Kıdemli atrónistler, şarlık hanedanından sonraki en saygın kişilerdir. Hele hem kıdemli atrónist olup, hem atrón senatosunda üst düzey bir yönetici olup, hem de yüksek bir askeri unvan taşıyorsanız, neredeyse tanrı gibi muamele görürsünüz demektir. Onlardan sonra sırasıyla senatörler, generaller ve diğer üst düzey askerler ve yerel yöneticiler gelir. Pyrokaların bu kuralları karmaşıktır, ne var ki uygulamada son derece hoş görülü davranılır. Aslında önemli olan, insanların devlete hizmet eden ve önemli sorumluluklar taşıyan kişilere saygı göstermesini sağlamaktır. Buna karşılık, Pyrokalar için rütbe, unvan ve yetki aslında bir imtiyaz değil, sorumluluk olarak kabul edilir. En azından böyle kabul edilmesine çalışılır. Bu kurala göre bir kişi ne kadar yükselirse, sorumluluğu o kadar artar ve amacı altındakileri ezmek değil, onlara kol kanat germek olmalıdır. Bu açıdan Yin, Jihónsai ve Daehron kültürlerinden ciddi biçimde etkilendikleri görülür.
Sosyal yapılanmadan bahsetmişken, kadınlara özel bir paragraf ayırmak gerekir. Sözü geçen hiyerarşide kadınların çok özel bir yeri vardır, çünkü Pyroka kültüründe kadınlar, hele hele esnaíler kutsaldır. Esnaíler her türlü sosyal hiyerarşinin, hanedan üyelerinin bile (şar ve en asil şaren (şarenlés) hariç), üstündedirler. Şar ve Şarenlés ile eşittirler. Esnaíler halk arasına açıkça çıkmaz, bir yere gidecekleri zaman özel önlemler ile hareket ederler. Pyrokalar onları taparcasına sever ve sakınırlar. En büyük suçlardan biri, bir esnaíye bakmaya cesaret etmektir.
Peki ya diğer kadınlar? Pyroñom’da kadın olmak hem bir ayrıcalık, hem de oldukça zorlu bir görevdir. Kadınların pek çok imtiyazı bulunur. Hepsi soylu birer hanımefendi gibi ağırlanır. Bir kadına ismi ile hitap etmek için onunla oldukça samimi olmanız, ya da ailenizden olması gerekir. Aksi taktirde başınız belaya bile girebilir. Kadınlara hitabet için mutlaka Şaren ön takısı kullanılmalı, isim sonra telaffuz edilmelidir. Kadınlara saygı bununla bitmez, onlara karşı uygulanması gereken bir sürü centilmenlik kuralı bulunur. Tüm bu kuralları öğrenmeye kalkarsanız belki aylarca çalışmanız gerekir, ancak Pyrokaların genel karakteristiğinde olduğu gibi, ortada pek çok kural olmasına rağmen uygulamada aşırı bir katılık görülmez. Yine genel amaç kadınları korumaktır, centilmenlik kurallarını çiğnemeniz sizi suçlu yapmaz, sadece kaba yapar (ki bu bile bazen ciddi bir sorundur). Tabi bir kadına zarar vermeye kalkışmanın ne kadar ağır bir suç olduğunu söylemeye gerek yoktur.
Kadınların bu imtiyazlarına karşılık, onlara da ciddi sorumluluklar yüklenilmiştir. Bakımsız olmak, kaba olmak, cahil kalmak, çocuklara kötü muamelede bulunmak ya da yüz kızartıcı suçlar işlemek kadınlar için önemli suçlardır. Özellikle bedenini satan bir kadın Pyroka hukukundaki en ağır cezalardan birini işler ve vatandaşlıktan atılarak, sürgüne gönderilir (Kadını bu şekilde kullanan ve kullandıran erkekler ise damgalanır ve en onur kırıcı işlerde kullanılarak, ölmekten beter edilir).
Pyrokaların askeri geleneklerinin temelde atróna ve kara ordularına dayandığını şu ana kadar açıkça anlatmış bulunuyoruz. Peki denizcilik ile araları nasıldır? Pyrokalar denizciliği Yinlerden öğrenmişler ve bu konuda kendilerini çok geliştirmişlerdir. Özellikle Doğu Sorién’deki Pyroñom Şarlığı döneminde, Fyrokaların da desteğiyle, kıtanın en güçlü donanmalarından birini kurmuşlardır. Onların denizcilik konusundaki en büyük başarısı, gemilerinin teknik ve atrónolojik açıdan üstünlüğüdür.
Pyrokalarda şarların eğitimi yine ilgi çekici bir husustur. Şar ailesi (İmperiósis hanedanı) zaten özel bir sülaleden gelmektedir, ancak şarların başarısı sadece kalıtsal yeteneklere bırakılmaz. Tüm kıtanın en sıkı ve zorlu eğitiminden geçen şarzadeler arasındaki en yeteneklisi, en bilgesi ve atrón potansiyeli en üst düzeyde olan kişi tahta geçmeye hak kazanır. Daehronların şehzadelerine benzeyen bir eğitim yapısı söz konusudur. Yalnız Pyrokalar geçtiğimiz yüzyıllar içerisinde atrón temelli eğitimlere daha fazla önem vermeye başladıklarından, iki eğitim sisteminin içeriği oldukça farklılaşmıştır.
Senon dili, Pyrokaların ataları olan Novlardan günümüze dek gelmiş antik bir dil ailesidir. Zamanla pek çok evrim geçirmiş ve özellikle Pyroñom Şarlığı zamanında 3 büyük devrim ile bugünkü halini almıştır. Senon dili, kıtanın en güçlü dilidir. Asna, Galon ve Yin dillerini konuşan insan sayısı daha fazla olmakla birlikte, Senon dili teknolojide, atrónolojide, uluslararası hukukta ve ticarette en çok kullanılan dildir. Oldukça pratik, esnek ve fonetik oluşu, ayrıca Pyrokaların bahsi geçen alanlarda çok etkin olmalarından ötürü dillerini yaymış olmaları bu durumu açıklar.
Bu kadar eski bir dil elbette edebiyat açısından da çok zengindir. Pyroka (Senon) edebiyatı, Yin, Jihón ve Daehron yazınıyla ile yarışacak kadar etkileyicidir. Senon dilinin gündelik hayatta kullanılan temel halinin dışında, aşk edebiyatı, bilim ve ticarette kullanılan üç farklı tipi daha vardır. Bu durum Yinlerin ve Jihónsailerin farklı alfabelerinin olması gibi değildir. Muhtemelen Pyrokalar Senon diline bu alt dil gruplarını eklerken bahsi geçen medeniyetlerden etkilenmişlerdir, ne var ki onların amacı sözgelimi ticarette kullanılan basitleştirilmiş Senonca ile dillerini uluslararası ortamda yaymak, ya da bilimde kullanılan daha özelleştirilmiş Senonca gibi dillerini bilimin ortak ifade şekli olarak oturtmaktır. Aşk edebiyatında kullanılan Senonca ise tamamen esnaíleri övmek üzere yazılmış binlerce eserin zamanla oluşturduğu ve sonra bir grup dil bilimci tarafından toplanıp, belli bir sistematiğe bağlanan bambaşka bir oluşumdur.
Pyroka sanatı, kültürün diğer pek çok elementi gibi, büyük kültürlerden bolca etkilenmiştir. Sadece Galon ve Asna etkileri en alt düzeyde görülür ki, bu bir devlet politikasıdır. Zengin bir mitolojiye sahip olan Pyrokalar, zengin tarihlerinden ve atrónik simgelerden oluşan karma bir imge havuzuna sahiptirler ve eserlerine bu sembollerin sıkça yansıdığı görülür.
Son olarak Pyroka mutfağına değinecek olursak, Pyrokaların geleneksel mutfağının pratik et yemeklerinden oluştuğunu söyleyebiliriz. Yinlerden büyük bir deniz ürünleri mutfağı ve baharatlı yemekler geleneği aktarılmış, Daehronlardan hamur işleri, çeşitli kebaplar ve tatlılar Pyroka mutfağına yansımıştır.
Mimari Hakkında:
Pyroka mimarisi denildiğinde akla ilk geçen çağrışımlar hep zarafet ile ilgilidir. Kimi yapılarda görkem, kimi yapılarda mistisizm de etkili olmuştur.
Yapılar Pyrokaların tarihi alışkanlıkları gereği hep sağlam malzemelerden yapılmıştır. Mermer, kireç taşı ya da granit gibi malzemelerin yanında, modern Pyrokaların icadı olan tuğlanın ve “Hayes” adı verilen özel bir harcın da yapılarda kullanımı söz konusudur. Tuğla-hayes ikilisi Pyroka binalarının sağlamlığını arttırmakla kalmaz, kullanımının daha pratik oluşu ve ince işliğe daha uygun oluşu sayesinde mimarinin yeni yetenekler kazanmasını da sağlamıştır.
Pyrokalar ağaç işliğinden elde edilen malzemeleri mimaride olabildiğince az kullanırlar. Bunun sebebi, daha önce bahsedildiği gibi, Pyrokalar için ağaçların kutsal olmasıdır. Zorunlu durumlar haricinde ahşap gibi malzemeler Pyroka binalarında kullanılmaz.
Mimarinin genel hatlarına baktığımızda, ferah ve geniş hollerin, tavanı yüksek katların, bol ışık almasına dikkat edilen salonların ve odaların bulunduğu renkli bir yapılanma ortaya çıkar. Pyroka mimarisi ağırlıklı olarak Yin ve Daehron mimarisinden etkilendiğinden, hem oryantal, hem mistik bir hava bulmak mümkündür. Aslında geleneksel Nov mimarisi (Novlar Pyrokaların atalarıdır) görkemli ve zariftir, mermer sütunlar, geniş holler ve koridorlar, yüksek tavanlar, hep Nov mimarisinin karakteristiğidir. Ancak Daehron ve Yin etkileri ile harmanlanmış Pyroka mimarisi ile geleneksel Nov mimarisi birbirinden farklıdır. Oldukça özgün ve çoğu zaman yaratıcı ve estetik eserler günümüzün Pyroka mimarisinde sıkça görülür.
Daehronların minareleri ile Yin mimarisinin özgün çatı yapılanması Pyroka mimarisine çeşitli etkiler yapmıştır. Pyrokaların mitsel öğelerini mimari alanda sembol olarak kullanmayı sevmelerinin de etkisiyle, bu sihirli karışımdan ortaya kimi zaman oldukça fantastik dokular çıkmıştır. Daehronlarınki gibi yuvarlak hatlara değil, daha sivri hatlara sahip minarevari çıkıntılar, yine Daehron mimarisinden gelen büyük kubbelerin Pyroka tarzında yeniden yorumlanması, ya da Yin mimarisindeki detaylı çatıların farklı esintilerle Pyroka mimarisine geçmesi hep bu özgün mimarinin temellerini oluşturmuştur. Ne var ki Yinlerin ve Daehronların mimari yapılarının iç kısımlarını çok ince bir şekilde süslemeleri alışkanlığı Pyrokalarda görülmez. Pyrokalar daha çok sadeliği ve zarafeti tercih edip, bu kadar detaylı ve ayrıntılı süslemeleri sevmez ve boğucu bulurlar.
Doğaya çok saygı duyan bir kültür olarak Pyrokaların çevre düzenlemesinde kıtanın en ünlü milleti olduğunu söylemek yerine olur. Pyrokalar genellikle doğayla iç içe yaşar ve şehirlerindeki yeşilliklere çok dikkat ederler. Sokak düzenlemesi bile son derece nizamlı olan Pyrokalar, suyu ve ağacı mükemmel bir denge ile kullanarak ferah, yaşaması keyifli ve son derece temiz şehirler inşa etmeyi severler. Özellikle sınırlardan uzak olan veya ticaretle zenginleşmiş şehirlerde, tüccarların sosyal hiyerarşide imtiyaz sahibi olmak için sürekli belediyelere bağışladıkları büyük paraların çevre düzenlemelerinde kullanılması, ya da devlet tarafından yaptırılan binalarda çevre düzenlemesine çok büyük önem verilmesi, şehirleri hep güzelleştiren unsurlar olarak sayılabilir.
Pyroka mimarisinde atrón ve ankatrónoloji sıkça kullanılır. Bu avantaj, yapılamaz denilen binaların yapımını çoğu zaman mümkün kılmaktadır. Galonların düşünce mimarisine, ya da Daehronların ses mimarisine rakip olacak kadar ileri olmasa da, atrónun mimari tekniklerde kullanımı büyük ve kompleks binaların yapımını mümkün kılar. Pyrokalar mimari araç-gereç teknik ve teknolojilerinde de çok ileridirler. Bu yüzden düşünce ve ses mimarisinin yaptıklarına ikame olarak, makinelerini kullanırlar.
Coğrafi Konumu Hakkında:
Not: Bilgiler MT 700 tarihi baz alınarak verilmiştir.
Pyroñom Şarlığı büyük bir devlettir. Ancak Galljan ve Asnaigorn İmparatorlukları kadar geniş bir coğrafyaya ve nüfusa sahip değildir. Karşıt olarak, son derece stratejik bir bölgede yer alması ve yer altı ve yer üstü kaynaklarının zenginliği gibi avantajları vardır.
Şarlığın kuzeyi Mirgoph Okyanusuna komşudur. Jaikalad, Kandova-Jurom, Sandavera eyaletleri genel olarak kıta Pyroñom’unun kuzey hattını ifade etse de, aslında Pyroñom’un kontrolünde bulunan Gando, Şandiar, Pio ve Saigod Ada Takımları Pyrokaların en kuzeyde yer alan yerleşimleridir. Bu ada takımları kıtalararası ticarette son derece stratejik bir rol üstlenirken, Unfarah Federasyonu’nun iki üyesi Galljan İmparatorluğu ile Asnaigorn İmparatorluğu arasındaki en güvenli yol olan kuzey denizyolunu da kontrol eder. Bu hem Doğu-Batı Sorién arasındaki deniz ticareti için, hem askeri ve siyasi açılardan ada takımlarını çok önemli bir konuma getirmiştir.
Pyrokaların batı sınırı, Kuzey Doğu Sorién’in de batı hattını teşkil eder ve Orta Ada bağlantısını saymazsak, Smirn Denizine dek uzanır. Jaikalad eyaletinden Jaikalad ve Jaikazar şehirleriyle birlikte, Fybrish-Kion, Gampeta-Jurom ve Nyosin eyaletleri Pyroñom’un batı yakasında yer alır.
Orta Ada, insanlar tarafından yapılmış köprüler sayesinde doğu ile batıyı birleştiren önemli bir kara parçasıdır. Bu ada, tüm Kuzey Soriénliler tarafından asırlar boyu Sorién’in tek geçiş noktası olarak bilinmiştir. İşte bu kadar önemli olan bu adanın doğu kanadı Pyrokaların, batı kanadı Asnailerin kontrolündedir.
Pyrokaların kuzeyi ve batısı gibi, güneyi de doğal sınırlar ile çizilmiştir. Güneybatıdan güneye kadar Hrossak Sıradağları yer alır ki, bu sarp ve tehlikeli dağları geçmek ve daha güneydeki Tu-kio Hanlığı’na gitmek imkansızdır. Ayrıca bu sıradağlar sai-jevaların evidir. Sai-jeva ismi zaten tek başına insanları bu bölgeden uzak tutmaya yeter.
Güney doğuya doğru ise Faberi Sıradağları bulunur. Bu dağlar ilk Zsech-Liron savaşı sırasında üstün ırkların müdahalesi sonucu oluşturulmuştur ve sürekli bir sis bulutu altında bulunan, doğaüstü bir görüntü sergiler. Ayrıca dağları Aztarh-Nitra isimli farklı bir üstün ırkın koruduğu ve kimseyi yaklaştırmadığı düşünülür. Bu sebeplerle Faberi Sıradağları da insanlar için “geçilmez” bir bölge olarak tanımlanmalıdır.
Ülkenin doğusu ise ünlü Vasc (Vask) Gölüne komşudur. Vask’ın kuzey yakası Sandavera, güney yakası Skajerio eyaletleridir. Bu iki eyalet, Pyrokalar ile Galonları birbirine bağlayan yegane karayolunda bulunur ve hem kıtalararası, hem bu iki ülke arası ticari ilişkiler için son derece kritik bir pozisyonda bulunur. Askeri açıdan ne kadar stratejik olduğunu herhalde anlatmaya bile gerek yoktur.
Pyroñom Şarlığı toplam 15 eyalete sahiptir ve bu eyaletlerin 9’u Doğu Sorién’de yer alırken, kalanları ada takımlarından oluşur. Eyaletlerde toplam 60 şehir bulunur. Pyrokaların sömürgesi bulunmaz.
İlgili Bağlantılar : GALLJAN İMPARATORLUĞU ile ilgili bilgi..